Kitap İnceleme

Geleceğe Dönüş 1984: Bir Sovyet Ütopyası

Nilay Kaya –  postdergi.com

Çayanov, kooperatifçiliğin geliştirildiği, St. Petersburg ve Moskova gibi büyük kentler de dahil olmak üzere tüm kentlerin tarım alanları ve devasa bahçelere, büyük köylere dönüştürüldüğü, köy ekonomisinin başat ve her kolda işler hale geldiği, müzelerin ve sanatın köylü sınıfı tarafından belirlendiği bir ütopya kurguluyor.

İlkçağ filozoflarının ideal devlet tahayyülleriyle ortaya çıkıp Thomas More’un 16. yüzyılda yazdığı Ütopya’yla bir siyasetnâme, zamanla ise bir roman alt türü haline gelen ütopyalar, 19. yüzyılda yavaş yavaş bilimkurgu ve distopyaya dönüşmeye başladı. Bunda en büyük etken, şüphesiz artık toplumları yeni ve etkin tahakküm mekanizmalarıyla yönetmeye dayalı sosyalist, komünist ve faşist rejimlerin tarih sahnesine çıkmasıydı. 18. yüzyılda Aydınlanmacı yazarlar kadim antik çağlardaki Arkadya ülkesinde ışığı ve ideali arayarak ütopyalar üretiyorlardı. 19. yüzyılda ise bu ütopyalar, yerini yeni rejimlerin yönetim, iktisat, kültür, toplumsal yaşayış, endüstrileşme ve bilimle kurdukları ilişkinin dev bir apse haline gelişini anlatan, sadece belirli bir zamanı değil, geçmişi ve geleceği de alternatif tarihlerle kurgulayan “spekülatif kurmaca” olarak adlandırılabilecek ütopyalara bıraktı.

20. yüzyılın başından itibaren iktidarlara ve giderek yıkıcı bir güç haline gelen kapitalizme, pek çoğu aslında Jonathan Swift’in Gülliver’in Gezileri’nde uyguladığı alegorik yaklaşımdan farklı olmayan distopik metinlerle karşılık veren yazarlar için “distopik olma cesareti” 19. yüzyıl ütopya yazarlarının durumu söz konusu olduğunda görece daha az meşakkatli bir durum gibi görünüyor. Ekim Devrimi’nin hemen ertesinde bir Rus yazar, devrimin iktisadi ve kültürel alandaki başlangıç ideallerini geliştirip büyük ölçüde olumlayıcı nitelik taşıyan, kelimenin neredeyse tam anlamıyla bir ütopya yazdığı halde yargılanmaktan ve ölüm cezasından kurtulamıyor örneğin; sonu VIII. Henry’nin ölüm hükmüyle gelen 17. yüzyılın ütopya yazarınınkinden farklı olamıyor.

Aleksandr Çayanov, Sovyet dönemi ve edebiyatına özel bir ilgi duymayanlar için çok bilinen bir yazar değil çünkü Türkçe’ye çevrilen Rus edebiyatı kanonu içindeki yazarlardan biri değil. Gerek Stalin dönemi yasakları, gerekse 1970’lerde 20. yüzyıl Rus romanlarının ancak sosyalist gerçekçiliğe dayalı tezli romanlar olurlarsa Türkçe’ye çevrilmesi, bu durumun nedenlerinden. Çayanov’un özellikle 1919-1928 yılları arasında kaleme aldığı öyküler, hayal gücü ve olağanüstüye başlıca yeri veren, 19. yüzyılda neredeyse terk edilen geleneğin etkisini taşıyan masalsı yapılarıyla 19. yüzyıl gerçekçiliğine ve 20. yüzyılın sosyalist gerçekçiliğine dayalı edebiyat anlayışından büyük ölçüde ayrılıyor.

Bu yazının konusu olan ve Çayanov’un kendi trajik sonunu hazırlayan Biraderim Aleksey’in Köylü Ütopyası Ülkesine Seyahati ise adından da anlaşılacağı üzere, bir ütopya oluşuyla döneminin propaganda ya da emeği romantik bir fetiş haline getiren edebiyatından tamamen farklı bir duruş sergiliyor. Çayanov tıpkı kaderinin örtüştüğü 17. yüzyıl ütopyacısı gibi, bir romancı olmaktan çok aslında devletin hayrını ve geleceğini düşünerek mevcut düzenin daha ideal bir hale gelişini tasarlayan bir düşünce ve bilim adamı. Moskova Üniversitesi’nde alanında ders de veren Çayanov, uzmanı olduğu tarım ekonomisi bilgisiyle kooperatifleşme ve köy yaşamının temel alınarak geliştiği bir Sovyet devletinin geleceğini kurmacaya döküyor.

Biraderim Aleksey’in Köylü Ütopyası Ülkesine Seyahati Ayrıntı Yayınları’nın Klasik dizisinden, özenli bir tasarımla ve Berat Pekmezci’nin romanın ruhunu çok iyi yakalayan kapak illüstrasyonuyla Türkçeye kazandırıldı. Romana yazdığı sunuş yazısında Ömer Türkeş, Çayanov’un Rus edebiyatının hiciv geleneğinden yararlandığını belirtiyor. Çayanov’un çağdaşı Yevgeni Zamyatin’in yazdığı Biz, belirgin bir distopik nitelik taşırken,Biraderim Aleksey’in Köylü Ütopyası Ülkesine Seyahati, zaten çıkılmış olan sosyalizm yolunun yazarı tarafından gelecekte mükemmel safhalara vardırıldığı bir metin. Zamyatin’den farklı olarak Çayanov, başta ekonomik sistemin nasıl olması gerektiğine dair görüşlerini, daha örtük bir biçimde, hiciv kalkanını kullanarak dile getiriyor, aslında sistemin geleceği için ziraat ve iktisat alanında yapılması gerekenler konusunda öneriler sunuyor. Romanına mahlas olarak kullandığı Ivan Kremnev adını aynı zamanda kahramanına da veriyor ve onu 1921’de daldığı uykudan 1984’te uyandırıyor.

Bir Sovyet memuru olan Kremnev’in bir yabancı, Charlie Man adında bir Amerikalı olarak (bu durum kapsamlı sembolik okumalara malzeme niteliğinde) uyandığı 1984’ün, özellikle otorite ve hukukun işleyişi bağlamında hiciv oklarına maruz kalan özellikleri var elbette. Özellikle romanın sonunda Kremnev’in düşünüldüğü kişi sanılmaması nedeniyle hapse düşmesi, yargılanışı, bu süreçte bir türlü kendini anlatamaması neredeyse Kafkaesk bir davayı ve onun barındırdığı karanlık hicvi akla getiriyor. Çayanov’un ütopyasının 1984 yılında geçmesi, akla başka bir edebi metni, bu defa bir distopyayı, George Orwell’in 1984’ünü de doğrudan getiriyor. Ancak Orwell’in romanını yazarken Çayanov’a bir gönderme yapıp yapmadığını tam olarak bilmiyoruz; sadece “karşı-devrimci” bulunarak sonu katle giden Çayanov’la kurulabilecek tek ilişkinin, Orwell’in anti-Stalinci muhaliflerle yakınlığı olduğunu biliyoruz.

Çayanov, kooperatifçiliğin geliştirildiği, St. Petersburg ve Moskova gibi büyük kentler de dahil olmak üzere tüm kentlerin tarım alanları ve devasa bahçelere, büyük köylere dönüştürüldüğü, köy ekonomisinin başat ve her kolda işler hale geldiği, müzelerin ve sanatın köylü sınıfı tarafından belirlendiği bir ütopya kurguluyor. Yazarın bölümlerine attığı başlıklar, anlatıcılarının kahramanlarına tatlı bir acıma duygusu ve mizahla yaklaştığı pikaresk romanları hatırlatırken, bu ütopyanın sadece bir roman kurgusu olmayıp tarihi bir kurmaca etkisi yaratışını ortaya koyuyor.

“Haddinden fazla uzun, ama Kremnev’in 1984 Moskovasıyla tanışması için elzem beşinci bölüm” gibi adlar taşıyan bölümlerin birçoğu, mizahi başlıklarını takip eden, Kremnev’in 1984’e dayanan bize göre alternatif tarih okumaları ve dönemin yaşlı bilgelerinin ona sunduğu tarihi dökümler. Özellikle de romanı orijinalinden değil ama Fransızcasından çeviren İhya Kahraman’ın bir roman okuma deneyimi için ilk bakışta yadırgatıcı nitelikte ve nicelikteki dipnotlarıyla Biraderim Aleksey’in Köylü Ütopyası Ülkesine Seyahati, yer yer roman kurgusundan uzaklaşıyor. Ne var ki Çayanov yazdığı metnin neye hizmet ettiğini bize zaten başından beri belirtiyor. Feministlerin topa tutabileceği, “sosyalist aydın erkek ve kadın kimliğine bakışı” gibi türlü başlıklarla, başlı başına irdelenebilecek bir bölüm adına dikkat: “Genç hanım okuyucuların okumadan geçebilecekleri, buna karşın özellikle komünist parti üyelerinin ilgisine sunulan dokuzuncu bölüm.” Çayanov, okuduğumuz metnin herhangi bir roman olmadığını, hayata geçirilmiş manifestoların ve tekamül eden hallerinin detaylı dökümünü vereceğini, amacının bir roman keyfi yaşatmak olmadığını söylüyor. 18. ve 19. yüzyılların ‘kadın işi’ olarak görülen roman anlayışıyla değil, bu anlayışı yerme dürtüsüyle atılmış olarak düşünülebilecek bu başlığı takip eden bölümlerde ise Çayanov, bir romanın sahip olması gereken dengeli ritmi Anatole France’ın “tutkusuz bir anlatı tuzsuz bir domuz yağı gibidir” sözlerini alıntılayıp, Kremnev’in romantik macerasına hız vererek kuruyor.

Biraderim Aleksey’in Köylü Ütopyası Ülkesine Seyahati, “Birinci kısmın sonu” başlığıyla sona erdiği için bitmemiş bir roman olduğu izlenimi uyandırıyor. Bununla birlikte, Kremnev’in başına gelenlerin çözümlendiği, içine düştüğü ütopyayla kayıtsız şartsız bir uyuma girdiği ve romanın mutlu sonla bittiği de bir gerçek. Her halukarda Kremnev, Hitler’in Arian ırkı teorisine benzer “Rus öjenik toplumu” projelerinin tartışılarak bertaraf edildiği, şehirlerde laboratuvarlarda değil, buğdaydan üretilen ekmeklerin tüketildiği bir ütopyaya uyandığı için umutlu ve özgür oluyor. Ne var ki kahramanıyla mahlas üzerinden de olsa aynı adı taşıyan yazar, Kazakistan’daki Gulag kamplarına düşmekten, 1937’de Stalin’in verdiği ölüm hükmünden kurtulamıyor.

Reklamlar