Kitap

Rus Düşünce Tarihi Aydınlanma’dan Marksizme

O. Güven –  haber.sol.org.tr 

Bolşevik devrimine ilişkin tartışmalarda Rusya’daki marksizmin gelişminin özgün yapısına sık sık dikkat çekilir. Lenin’in gelişimindeki Narodnik etkinin yanı sıra Leninist örgüt teorisi ile eşitsiz gelişim gibi kavramların neden bu topraklarda ortaya çıktığını anlamak için bu topraklardaki düşünsel ortama biraz daha yakından bakmak gerekiyor. Rusya’daki düşünsel ortamın gelişimine yakından baktığımızda ise ilk dikkat çeken kavram şüphesiz “Batılılaşma” oluyor. Avrupa’nın yanı başında hatta içinde olup geleneksel olarak onun dışında olan bu büyük ülkede Batılılaşma tartışmaları aydınlanmaya öncülük ediyor.
Batılılışma Rus düşünsel ortamına girdiğinde ilk soru “nasıl?” olurken ikincisi de “niçin?” oluyor ve ikinci sorunun ortaya çıkmasıyla birlikte Rus düşünsel ortamının temel tartışma ekseni kurulmuş oluyor. Bu eksen, 200 yıla yakın bir süre boyunca eşine az rastlanır bir üretkenlikteki Rus düşünsel ortamınının anlaşılması için en önemli nokta olma özelliğine de sahip.
Bizdeki isimlendirmesiyle Deli, Rus ve dünya tarihinde ise Büyük olarak tanınan Petro ile başlayan Batılılaş(tır)ma çalışmaları bu ortamın oluşumunun ilk adımları olarak görülebilse de başlangıcı II. Katherina’ya dayandırmak daha anlamlı görünüyor. Aydınlanma düşünürleri ve ansiklopediciler ile temas kuran, “filozof monark” görüntüsü vermeye çalışan II. Katerina! Montesquieu ve Baccaria’dan yaptığı alıntılarla “Yönergeler”i yazan ve “Yasa Komisyonu”nu kuran Katerina, dışarıya karşı aydın bir görüntü vermeye çalışıp içeride baskısını sürdürmek isterken, elinde olmadan bir aydın dinamiğini de harekete geçirmiş oluyor. Burada yolu açan isim Novikov olurken Novikov’un ardından düşünsel ortam önüne geçilemeyecek bir hız kazanıyor.
II. Katerina ile başlayan bu süreci ayrıntılı bir biçimde işleyen Andrzej Walicki, “Aydınlanma’dan Marksizme” alt başlıklı çalışmasında Rus düşünce tarihinin olanca zenginliğini gözler önüne seriyor. Dekabristlerden Çaadayev’e, Stankeviç Çevresi’nden Petraşevskicilere, Herzen’den Bakunin, Plehanov ve Lenin’e kadar çok zengin bir tarih bizi bekliyor. Bu tarih çalışmasının en önemli yanı, aydınlar ve aydın çevreleri arasındaki tartışmaların canlılığı, bu canlı ortamın gelişiminin adım adım izlenebilmesi. 1760’tan 1900’e kadar Rus düşünsel iklimini etkilemiş isimlerin kuru bir şekilde art arda sıralanmasından ibaren bir çalışma değil Walicki’ninki.
Düşünsel ortamın en çok tartışılan konusunun Batılılaşma olduğunu söylemiştik. Bu tartışmanın zemininde Rusya’nın nasıl gelişeceği veya ilerleyebileceği sorusu yattığı için ister istemez kimi “yan yollar” da oluştu. Hatta bu “yan yol” süreç içinde başat bir özellik kazandı. Rusya’nın kapitalistleşmesi tartışmaları 19. yüzyılın önemli bir bölümünde aydınların aklını meşgul ederken bu konuya ilişkin çok radikal sayılabilecek bir çıkış geldi. Rusya’nın geri kalmışlığı tezi ilk dönemlerde kötü bir durum olarak anlatılırken ilerleye yıllarda bunun bir avantaj olduğu ileri sürülmeye başlandı. Geri kalmışlığın bir avantaj olduğu tezi zaman içinde gelişeren 19. yüzyılın önemi bir bölümünü etkisi altına aldı.
Rusya’nın tarih ve geleneğinin olmamasını ilk başlarda dezavanaj olarak göre düşünürler daha sonra bunu bir “tarihin kamburu” olmadan hareke edebilecekleri şeklinde değerlendirdiler. Bu isimlerden biri olan Herzen, Rusların “Roma hukuku mirası ve onunla birlikte gelen mülkiyet ilişkileri hakkında bireyci anlayışla” kirlenmemiş olmasının aantajına dikkat çekiyordu ve Rus Sosyalizmi kavramını oluştururken bu düşünceden yararlanıyordu.
Bu düşünce, marksizmin Rus topraklarına girişini de hızlandırdı. Rus popülist hareketi kapitalizmin yıkıcı karakterini gösteren marksizme yararcı bir şekilde sarıldı. Onlar, kapitalizmi aşacak bir yol ararken Plehanov, sürecin doğrusal bir karakterde ilerleyeceği düşüncesindeydi. İlk olarak “halka gitme” söylemiyle yola çıkan ve bu yöntemle başarılı olamayan Rus popülizmi, güçlü merkezi bir örgüt fikrinin de ortaya konulduğu ilk akım olma özelliği taşıyor.
Rus Popülizmi ile Lenin arasındaki devamlılık da bu açıdan önem kazanıyor. Lenin ile Rus Popülizmi arasındaki boşluğu ise Lenin’in ağabeyi Aleksandr Ulyanov dolduruyor. Ulyanov, Plahanov’un aksine “doğal” gelişmenin bazı aşamalarını atlanabileceğini düşünüyordu. Ulynov’un konumu Rus Popülizmi ile marksizm arasında idi ve Ulyanov bu mesafenin küçülmesi için de uğraşıyordu. Ulyanov’un bırakmak zorunda kaldığı yere bakıldığında Lenin’in konumu ve gelişimi de daha iyi anlaşılıyor. Burada sıralanan isimlerin yanı sıra, Çernişevski, Dostoyevski, Tolstoy, Belinskyi, Kropotkin, Tkaçyev gibi önemli isimlerin de Ruş Düşünce tarihi içerisindeki yerlerini ve oynadıkları rolleri ayrıntılı bir şekilde ve organik bir bütünlükle ortaya koyan Walicki, bu zor çalışmanın altından başarıyla kalkıyor.
Bitirmeden önce iki not eklemem gerekiyor.
1) Rus düşünce tarihinin gelişimi ile ülkemizin düşünce tarihinin gelişimi arasındaki hatrı sayılır paralellik kitabı okurken hemen dikkatinizi çekiyor. Ataol Behramoğlu Hayat TV’de yayınlanan bir konuşmasında, 100 yıla yakın bir zaman kayması da olsa bu paralelliğin önemine dikkat çekerek ek bir okuma önermişti. Behramoğlu, Rus Düşünce Tarihi ile birlikte Türk Tefekkür Tarihi’nin okunmasının çok verimli olacağını söylemişti.
2) 1987 yılında Verso’dan yayınlanan ve son yıllarda sahaflarda dahi bulunmakta güçlük çekilen “Rus Düşünce Tarihi – Aydınlanma’dan Marksizme” aynı çeviri ile İletişim Yayınları tarafından yeniden yayınlandı. Ancak kitabın künyesinde “1. Baskı” olduğu yazıyor. “Solcu” olarak bilinen bir yayınevinin bu “hatasını” da not etmiş olalım.

O. Güven

Rus Düşünce Tarihi
Aydınlanma’dan Marksizme
Andrzej Walicki
Çeviren: Alaeddin Şenel
İletişim Yayınları Haziran 2009
688 sayfa

Reklamlar