İnceleme

Reel Sosyalizmde Futbol

Kaynak – interaktif.sol.org.tr

Sovyetler Birliği’nde spor, günümüz spor anlayışından oldukça başkaydı. Endüstriyel sporun hiçbir emaresinin dahi olmadığı, piyasa ve türlü ilişkilerinden bağımsız ve uzak, bir o kadar da ‘toplumcu ve toplumsal’ bir yaşam biçimi idi spor…

Sovyetler Birliği’nde spor ve özellikle futbol denildiğinde akıllara, kolektif bir oyun, bilimsel teknikler, disiplinli futbol yapısı ve ‘çalışmak’ geliyor. İşçi sınıfının ellerinde filizlenen, sosyalizmin anavatanında ve işçi sınıfının iktidarında kendisine gerçek anlamda toplumsal ve ortaklaşa bir misyon yükleyen futbol, sosyalizm koşullarında tarihte hiç olmadığı kadar ‘özgürleşti ve olgunlaştı’.

Sovyetler Birliği’nin futbol serüvenini sınırlandırabilmek olanaklı. 1990’lı yılların başındaki çözülme sürecine kadar önemli bir futbol geçmişi ve birikimi olduğunu söylemek gerekiyor Sovyetlerin. Sınırlandırma ise, 1924 ile 1992 yılları arasına tekabül ediyor diyebiliriz. ‘Çempionat SSSR Po Futbolu’ isimli Sovyetler Birliği’nin en üst düzeydeki futbol ligi 1936 senesinde başlıyor ve Sovyet ülkelerinde bulunan tüm takımların katılımına açık hale geliyor.

1936 öncesinde ise, özellikle kentler ya da cumhuriyetler içerisindeki müsabakalar ya da küçük ölçekli organizasyonlar yapılsa da, Sovyetler Birliği geneline yayılmış, lig formatında kapsamlı bir organizasyona rastladığımızı söyleyemeyiz. Bunlar izlendiğinde, Ukrayna içerisinde düzenlenen müsabakaların yoğunluk taşıdığı ve 1933’e değin sürdüğü gözlemleniyor.1932 ve 1933 yıllarında ise Moskova, Leningrad, Harkov, Kiev, Bakü, Tiflis, Minsk, Donbass ve Taşkent gibi birçok yerleşim yerinden katılımlar örgütlenmeye başlıyor.

1936 baharında başlayan ilk Sovyet futbol ligi ise, o dönemler şu takımlardan oluşuyordu. Dinamo Moskova, Dinamo Kiev, Spartak Moskova, CDKA Moskova, Lokomotiv Moskova, Dinamo Leningrad, Kr. Zaria Leningrad. O dönemler yeni uygulamaya konulan ligde, ayrıca sonbahar sezonu da düzenlenmekteydi. Sonbahar ligine Dinamo Tiflis de dâhil olmuştu.

Hızlıca serpilen Sovyet ligi, 1937 yılından itibaren daha çok insan ve kulübü, daha çok ülkeyi de içeren bir yaklaşım ile gelişmeye başladı. İşçi sınıfının iktidarında, daha çok insan spor ile ilgileniyor, tanışıyor ve bunu toplumsal ve toplumcu bir anlayış ile ele alıyordu.

Yeni birçok takım dâhil olmaya başladı Sovyet ligine. Örneğin, 1930 yılında, ‘Proletarian Forge’ (Proletarya Demirhanesi) ismiyle Moskova’da kurulan Torpedo Moskova, Sovyet Rusya’nın 1930-36 yılları arasında traktör, havacılık ve otomotiv endüstri kollarında iş gören işçilerin bağlı bulunduğu sendikanın içerisinde kurulmuş ve lige dâhil olmuştu. Öte yandan, Torpedo’dan daha eski bir zaman diliminde, 1923’te Sovyet Rusya’nın dört bir yanındaki demiryolu işçileri arasından, ‘futbolu en iyi icra eden’ işçilerin bir araya getirilmesiyle örgütlenen Lokomotiv Moskova…

Sovyet liginin de kurucusu, elbette işçi sınıfı idi. Futbolun yaratıcısı sınıf, anavatanında yeniden üretiyordu futbolu…

Bunun dışında, Dinamo Odessa, Stahanovez Stalino, Traktor Leningrad, Elektrik Leningrad, Stalinez Leningrad, Temp Baku, Burevestnik Moskova, Dinamo Rostov, Pischewik Moskova gibi bir çok takım da lige katılmış ve işçi sınıfının temsiliyetini futbol alanında göstermişti. İlerleyen yıllar, İkinci Dünya Savaşı sonrası da dâhil olmak üzere birçok yeni kulübün liglere katılmasına tanıklık etti. Zenit Leningrad (Şimdiki Zenit St. Petersburg), Torpedo Stalingrad, Uralmash Sverdlovsk, Zarya Lugansk, Kr. Sovietov Kuibyshev, Chornomorets Odessa, Zarya Voroşilovgrad, Azerbaycan’dan Neftianik Bakü, Özbekistan’dan Pakhtakor Taşkent, Kazakistan’dan Kairat Alma-Ata, Estonya’dan Kalev Talinn, Litvanya’dan Spartak Vilnius ya da Letonya Sovyeti ekibi Daugava Riga…

Sovyetler Birliği futbol ligi, tarihte eşi benzeri görülmemiş bir işçi sınıfı dayanışmasına, kültürel gelişkinlik ve kolektiviteye dayanıyordu. Bu anlamı ile son derece özgün olduğu pekâlâ söylenebilirdi

Sovyetler Birliği’nde bulunan tüm kulüpler farklı bir örgütlenme ile bir araya gelmekteydiler. Bunlar hem gönüllü oluşumlar idi hem de aynı iş kolunda çalışan işçilerin örgütlenmesi ile oluşan takımlardı. 1971 senesine gelindiğinde ise, 40’a yakın gönüllü spor kurumu örgütlenen SSCB’de, bu oluşumlar çeşitli kurumların, sendikaların, emek örgütlerinin ve köylerde organize edilen köy kolektiflerinin ortak bir spor ve beden eğitimi faaliyet alanı haline getiriliyordu. Örnek verecek olursak;

– Lokomotiv, demiryolu işçilerinin,

– Vodnik, liman işçilerinin,

– Dinamo, KGB çalışanlarının,

– Burevestnik, lise öğrencilerinin ve

– Trudovye Rezervy ise meslek lisesi öğrencilerinin takımlarıydı.

KGB çalışanların örgütlediği Dinamo’nun dört farklı takımı bulunmaktaydı. Bunlar Dinamo Moskova, Dinamo Kiev, Dinamo Minsk ve Dinamo Tiflis idi.

soviet_union_national_football_team_1967

Dinamo’nun bayrağı içerisinde, beyaz bir zemin üzerine Kiril alfabesi ile işlenen bir ‘D’ harfi bulunmaktaydı. Bayrağın üç köşesinde mavi çizgiler göze çarpıyordu ve sol üst kısmında ise Lenin arması vardı. 1991 sonrası, bazı Rus ve Ukrayna takımları Post-Sovyet dönemde hala bu armayı kullanmaktadır. Bu takımların önde gelenleri arasında Ukrayna futbol takımı Dinamo Kiev, Rus futbol takımı Dinamo Moskova, Dinamo Moskova hokey takımı ve kadın voleybol takımı Dinamo Krasnodar sayılabilir

Burada önemli bir parantez ise mutlaka Dinamo Kiev’e ve Sovyet futbol okulunun yetiştirdiği en önemli futbol insanlarından Valeri Lobanovski ve Oleg Blokhin’e açılmalıdır. 1927 yılında kurulan Dinamo Kiev, Sovyet tarihinin en başarılı ve önemli futbol kulübü haline gelmiştir. Kulübün, 1936’da kurulan Sovyet liginde 13 şampiyonluğu vardır. Post-Sovyet dönemde de birçok şampiyonluğu bulunan takımı, tarihsel öneme sahip bir kulüp olmaya taşıyan dinamikler ise bambaşkadır ve sosyalizme içkindir.

Ölüm Maçı

Dinamo Kievli futbolculardan oluşan FC Start takımı ile Nazilerin Flakelf takımı arasında olanca baskı ve tehdide rağmen oynanan maç tarihte ‘ölüm maçı’ olarak yer eder. Çünkü Kievlilerin kazandığı maç sonrası, 9 Dinamo Kievlinin kurşuna dizilerek katledilmesi maçın önemini başka bir mecraya taşımıştır. Maç, tarihe  bir direnişin timsali olarak kazınır. Henüz maçın devre arasında Nazi birlik komutanının Dinamo’lu oyuncuların yanına ilişip, “Takımımız işgal altında olan topraklarda oynadığı hiçbir maçı kaybetmedi. Eğer kazanırsanız, sizi kurşuna dizeriz” tehditine karşı Kievli futbolcular üçüncü golü atarak cevap vermişlerdi. Bir uçurumun yanında, üzerlerindeki terleri henüz kurumamışken kurşunlara hedef olmaları ise, belki de hayatlarının en onurlu anıydı. Dinamo Kiev’li futbolculardan oluşan FC Start takımı, baskı ve tehditlere boyun eğmemişti. Maç başlarken yapılan selam seremonisinde, ‘Heil Hitler’ selamı vermeyi reddedip, işçi sınıfının anavatanı Sovyetler Birliği’ne ‘Çok yaşa spor’ diyerek selam gönderilmesi ve takım kaptanlarının Nazi subayının tehditlerine ‘Bazı şeyler ölmeye değer’ diyerek arkadaşlarını örgütlemesi, Kievlilerin çalkantılı yaşam öyküsünün dönüm noktalarından biridir. Kievli futbolcuların işgale, onursuzluğa ve faşizme direnişi rivayet değil, gerçeğin ta kendisidir.

Spartak, öğretmenleri, işçileri ve diğer meslek gruplarından pek çok çalışanı temsil ediyordu. Renk olarak kırmızı beyaz kullanıyor ve o da sol üst köşesinde 1917 Ekim Devrimi’nin önderi Lenin’i taşıyordu. Spartak’ın en önemli takımı ise hiç kuşkusuz bir döneme yetiştirdiği birçok önemli oyuncu ile damgasını vurmuş futbol kulübü Spartak Moskova idi.

CSKA’nın açılımı, Ordu Merkez Spor Kulübü’dür. CSKA’nın Post-Sovyet dönemde de ağırlığı devam eden ve bunu elbette ki sosyalizme borçlu olan bir spor birikimi vardır. Basketbol, futbol ve hokey takımları bulunan CSKA kırmızı ve mavi renkleri kullanmaktadır. Futbol, basketbol ve hokey branşlarında da varlığını devam ettiren CSKA, Kuzey Amerika’da hala ‘Kızıl Ordu Takımı’ olarak anılmaktadır. Bunun sebebi Sovyetlerin, çok uzun bir döneme damgasını vurmuş, kızıl rengini çalmış hokey takımıdır. Önce Anatoli Tarasov, sonrasında ise Victor Tikhonov tarafından çalıştırılan takım, dünya hokey tarihinin en önemli takımı olmuştur.

Lokomotiv,  demiryolu emekçilerinin bir araya getirdiği bir kulüp olması ile ön plana çıkmıştır. Kızıl bir bayrak ve sol üst köşesinde eski Sovyet lokomotiflerinin yeşil rengini taşıyan bir lokomotif simgesi taşır. Lokomotifin başında ise yine Kiril harfleri ile işlenmiş bir ‘L’ görülmektedir. Lokomotif Moskova futbol takımı, en önemli spor organizasyonudur denilebilir ve hala varlığını bu isimle sürdürmektedir.

Burevestnik’in bayrağı, yukarda görüldüğü gibi; üst tarafta açık mavi bir zemin, alt tarafta ise koyu mavi bir şerit içerir. Açık mavi zeminde, beyaz renkli bir kırlangıç bulunur. Burevestnik, lise öğrencilerinden oluşan bir spor kulübüydü ve Burevestnik Kustanay, Burevestnik Kişinev gibi takımlar liglerde mücadele etmişlerdi.

Vodnik, beyaz zemin üzerine bir arma ve üç mavi dalgalı çizgiden oluşan bir bayrağa sahipti. Bayraktan da tahmin edileceği üzere, liman işçilerinin örgütlediği bir spor kulübü idi. Logolarında Kiril alfabesi ile Vodnik yazmakta ve dikkatle bakıldığında simgelerinde bir dümen ve arkasında yükselen kızıl bayrak seçilmekteydi. Vodnik, ‘su işleriyle uğraşan kişi’ anlamına gelmektedir.

Dosaaf’a, ordu, hava ve donanma spor kulübü demek mümkündür. Sol üstte bir arma bulunmakta ve içerisinde kızıl yıldız, orak çekiç, çapraz tutulmuş tüfekler ve üzerlerinde bir uçak görülmektedir. Ayrıca, aşağı doğru uzanan bir çapa da belirgindir. Dosaaf, donanma ve diğer ordu kuvvetleri ile yakından ilişkili bir spor kulübüdür. Kulüp, araba ve motor yarışları, gemi ve uçak yarışları, paraşüt, atış ve hava sporlarını kapsayan bir spor kulübü idi. Dosaaf, askeri bir görünüm vermesine karşın, askeriye ile toplumcu sporu bir araya getirmeyi kotaran bir kulüptü.

Sovyetler Birliği, gerek kulüpler bazında, gerekse de milli takımlar düzeyinde, türlü engellemelere rağmen, birçok önemli başarı kazandı ve önemli sporcular yetiştirdi. Dasaev, Lev Yashin, Blokhin, Lobanovski, Viktor Maslov vb. gibi çok önemli sporcular, Sovyet futbol okulunun ve sosyalist spor anlayışının içerisinde büyüdüler, bir ekolün dişlileri oldular.

Sovyetler Birliği için spor sadece bir sportif faaliyet ve boş zaman giderme aracı da değildi çünkü. İşçilerin nasırlı elleri ile inşa edilen eşitlikçi düzenin toplumsal sacayaklarının önemli parçalarından birisiydi. Bu anlamda spor; uzaktan bakılan değil, bizzat içerisinde olunan bir kültüre dönüşmüştü.

Post- Sovyet dönemde ise, futbolun piyasa ilişkileri ve endüstriyel futbol içerisinde meze edilmesi sonucu, işçi sınıfının ellerinden yeniden alınan futbol ve genel başlık ile spor, para ilişkilerine indirgenmiş durumda. İşçilerin anayurdu belki ‘şimdilik’ yok ama, kazanılacak koskoca bir gelecek, hala esas sahibini bekliyor…

Reklamlar