İnceleme

1905 Öncesi Rusya’da Politik Ortam

Kaynak- visnebahces

Rus devrim hareketi, Napolyon devrinin kapanmasından hemen sonra Fransız devrim düşüncesinden etkilenmiş Rus subaylarının Batı Avrupa’dan dönmesiyle başladı. Rusya’daki İlk bilinçli devrimciler gizli derneklerde toplandılar. Otokrasiye karşı yapılan ilk eylemler bu subaylar tarafından gerçekleştirildi. Dekabristler diye adlandırılacak olan bu subayların amacı Çar I. Aleksandr’ın ölümünden sonra Grandük Nikolay’ın tahta geçmesine engel olmak ve onun tahtına Konstantin’i geçirerek anayasaya dayalı bir rejim kurmaktı. 28 Aralık 1825’te, Nikolay’ın tahta çıkacağı gün, deniz gücüne bağlı askeri birlikler bağlılık andı içmeyeceklerini bildirdiler. Sonunda Dekabristler dağıtıldı ve bir çoğu da asılarak öldürüldü. Diğer bir kısmı ise, Sibirya’ya sürgüne gönderildi. XIX. yüzyıl başlarında Rusya kesin olarak iki kampa ayrılmıştı. Bir yanda bürokrasi ve soylu sınıfıyla Çar hükümeti, diğer tarafta ise köylüler bulunmakta idi. Rusya’da ticaret ve endüstrinin gelişmesiyle birlikte bir tüccar girişimciler sınıfı doğmaya başladı. Bunlar köken olarak orta sınıftan gelmekteydiler. 1830 Fransız Devrimi, Rus devrim düşüncesine yeni bir yön getirmişti. Bu düşünce akımları genel olarak “Batıcılar” ve “Slavistler” olarak adlandırıldılar. Her iki akım da hayatın ve tarihin Rusya’nın karşısına çıkardığı zorlukları nasıl aşılabileceğini tartışıyorlardı. Gerçekten de çağdaş Rusya’nın bütün tarihini tek bir olgu belirler ve yönlendirir: Rusya ile Batı arasındaki ilişki ve çelişki, Avrupa uygarlığının zaman içinde Rusya’ya sızması, Batılılaşmış seçkinlerin bilincine yansıyor ve halkı da aynı ölçüde etkiliyordu. Bunun sonucu olarak Rusya ile Batı, Rusya ile Avrupa, ulusal varlık ile Batı uygarlığı arasındaki ilişkiler yapılan tartışmaların temelini oluşturmaktaydı. Rusya’da ilk devrimciler, görece daha gelişmiş olan, St. Petersburg ve Moskova gibi büyük şehirlerde gizli dernekler kurarak örgütlenmeye çalıştılar. Kurulan bu gizli derneklerde politikadan edebiyata kadar her türlü konu konuşulup tartışılmaktaydı. Ancak, toplantıya katılan bu kişiler toplumun elit kesimi olarak bilinen öğrenciler ve profesörlerle sınırlıydı. Bu aydınlar arasında en önemlilerinden biri Alexandr Herzen idi. A. Herzen’in politik düşünceleri, köylülüğün kurtuluşu savunusu üzerinde şekilleniyordu. Herzen, Rus köylüsünün içinde bulunduğu kötü ekonomik durumdan kurtulması gerekliliğini vurgulamakta; ayrıca, Rusya’da gelişmekte olan kapitalizme karşı önlemler alınmasının gerekliliğini savunmaktaydı. Herzen’e göre, Rusya’da gelişmekte olan kapitalizmi önlemenin tek yolu, Rus köylüsünün kendine özgü komün yapısının korunmasından geçiyordu. Böylece Rusya’da meydana gelecek bir toplumsal değişim ancak ve ancak Rus köylüsünün eseri olabilirdi. Muhalif düşüncelerin Rusya’da hızlı bir biçimde yayılması karşısında Çarlığın da topluma karşı aynı oranda yürüttüğü baskı, sansür ve işkence uygulamaları yoğunlaştı. 1852 yılında Turganyev’in tutuklanması aydın kesim arasında olumsuz bir etki yarattı. Eğitimli küçük bir elit tabakanın yürüttüğü sınırlı politik mücadele, Rusya’da, toplumsal bir değişimin olması gerektiği yönündeki tek gösterge değildi. Savaşlarda alınan bazı yenilgiler de siyasal değişimin kaçınılmaz olduğunu göstermekteydi. Kırım Savaşının yenilgisi Çar II. Alexandr’ın, kurulu düzeni artık eski yöntemlerle idare edemeyeceğini ortaya çıkarmıştı. Yaşanılan bu politik gelişmeler Çar’ı bazı reformlar yapmaya yöneltti. Toprak köleliliğinin kaldırılması için bir komitenin kurulması bu reformlardan biriydi. Basında da hiç olmadığı kadar politik konular tartışılmaya başlandı. Yaratılan bu kısmi özgürlük ortamı içinde Herzen tarafından “Kolokol” (Çan) adlı bir dergi çıkarılmaya başlandı. Bu dergi radikal liberalleri etkilediği kadar aristokratları da etkiledi. 1861’de toprak köleliği kaldırıldı. Ancak, bu hukuki değişim politik beklentilere cevap vermekten oldukça uzaktı. Köylüler açısından özgür olmak zannedildiği kadar kolay değildi. Çünkü, yüksek vergi ve ipotek yüzünden köylüler toprak sahiplerine karşı yüksek miktarlarda borçlandırılmıştı. Bu durum, köylülerin, toprak sahiplerine karşı olan öfkesini daha da artırdı. Radikal aydınların en önemlilerinden biri olan Çernişevski, düşüncelerini Fourier ile Louis Blanc’ın düşüncelerine dayandırıyordu. Çernışevski, ilk başlarda reformların gerçekleştirilmesi yönünde Çar’dan oldukça ümitliydi, ancak daha sonra bu beklenti yerini serzenişe bıraktı. Çernışevski’ye göre asıl düşman kapitalizm değildi. Rusya’nın geri kalmışlığının asıl nedeni, Asya tipi hayat koşullarının topluma egemen olmasıydı. Bu nedenle aşılması gereken temel sorun Çarlık rejiminin devrilmesiydi. Rusya’da 1860 yılında Petersburg’da “Genç Rusya” adlı küçük bir yer altı örgütü kuruldu. Örgütün amacı toplumun tüm temellerini kökünden değiştirecek kanlı ve amansız bir devrimi gerçekleştirmekti. 1862 tarihinde devrimin bir an önce yapılması gerektiği yönünde bildiriler yayınlanmaya başlandı. 1863’te “Genç Kuşağa” adlı bir bildiri yayınlandı. Bu bildiride Rusya’nın kendine özgü köy komünlerininöneminden bahsedilmekte ve 1848 Fransız Devriminden farklı olarak, Rusya’da kurulu düzenin devrilmesi yönünde girişilecek bir devrimci hareketin başarılı olacağı vurgulanmaktaydı. 1862-63 yıllarında “Zemliya İ Volya” (Toprak ve Özgürlük) adlı bir örgüt kuruldu. Bu örgüt öğrencilerden oluşan gevşek bir birlikti. Çernışevski tutuklu bulunmasına rağmen bu örgütün ilham kaynağı olmayı sürdürüyordu. Toprak ve Özgürlük adlı örgütün kurulması da otokrasiye karşı terörist eylemlerin artmasına neden oldu. Rusya’da yaygınlık kazanan ayaklanma söylentilerine liderlik eden yeni bir isim daha ortaya çıktı: Bakunin. Bakunin’e göre, ilerlemenin ilk koşulu dini reddetmekti; ayrıca babadan oğula miras yoluyla geçen mal aktarımına da karşıydı. Toprakların kamulaştırılması, fabrikaların işçilere verilmesi, aile kurumunun yok edilmesi ve devletin ortadan kaldırılması fikirlerinin temelini oluşturuyordu. Bakunin’in ana fikri şuydu: Yeni bir toplum düzeni kurmadan önce toplum yapısının tamamını yok etmek gerekliydi, aksi taktirde yeni bir toplum kurulamazdı. Politik bir rejim var olduğu sürece toplumsal ya da ekonomik özgürlükten söz etmek mümkün değildi; çünkü, bütün yönetimler zorba, güç ve sınıf egemenliği üzerine kurulu idi. Onun ardılı olan S. Naçayev ise, devrimi gerçekleştirmek için amaca giden her yol mubahtır şiarıyla Bakunin’i çoktan geride bırakmıştı. Sonraki süreçte fikirlerini kitlelere yaymak amacıyla ikisi birlikte “Halkın Adaleti” adlı dergiyi çıkarmaya başladılar. Dönemin diğer önemli devrimcileri, Peter Lavron ve Tkaçev idi. Lavron, Rusya’da kitlelerin devrim yapabilmesi için çok ciddi bir eğitimden geçmeleri gerekliliğini vurgulamakta; Tkaçev ise, toplumun komünist temele dayalı olarak yeniden düzenlenmesi için devletin zora dayalı olarak ele geçirilmesi gerekliliğini savunmaktaydı. Tkaçev, devrimin halk olmadan yapılamayacağını, halkın yönetilmeye ve yönlendirilmeye ihtiyacı olduğunu vurgulamakta; ayrıca iktidarın ele geçirilmesin de küçük bir devrimci azınlığın önemine işaret etmekteydi. Her yıl İsviçre’ye okumaya giden Rus öğrencileri devrimci fikirlerden kolayca etkilenmekteydiler. İsviçre’de okuyan bir çok öğrenci edindikleri devrimci düşüncelerin etkisiyle Rusya’ya döndüklerinde kurulu düzen açısından sorun olabilir endişesiyle eğitimlerini tamamlamadan tekrar Rusya’ya çağrıldılar. Ancak, bu durum öğrenciler için fikirlerinin kitlelere açıklanması açısından bulunmaz bir fırsattı. 1862 yılında kurulmuş olan “Zemliya i Volya” (Toprak ve Özgürlük) adlı örgüte 1876’dan sonra Bakunin önderlik etmeye başladı. Bu örgüt, iktidarın alınmasında terörün tek yöntem olduğunu ısrarla vurguluyor ve bunun için de Çarlık yönetimine karşı suikast eylemlerinden hiç çekinmiyordu. Örgütün Yürütme Komitesi terör eylemlerini artırınca Toprak ve Özgürlük adlı örgüt ikiye bölündü. George Plehanov’un başında bulunduğu diğer muhalif gurup terör eylemlerini kınıyor ve karşıtları tarafından da “kara eleştiri” olarak nitelendiriliyorlardı. Daha geniş bir gurup ise, kendine “Narodnaya Volya” (Halkın Özgürlüğü) adını taktı. Aslında her iki taraf da Rus toplumunun yapı itibariyle sosyalizme yatkın bir topluluk olduğuna inanmaktaydı. Narodnikler, sosyalist devrimin işçi sınıfı tarafından gerçekleştirileceği yönündeki klasik Marksist açıklama yerine, Rusya’da olası bir devrimin ancak köylü önderliğinde gerçekleştirilebileceğini iddia ediyorlardı. 70’li yılların başlarında ikinci bir devrimci dalga başladı. 1874’de dört bin kişi hapse atılmış, sorgulanmış veya en azından takip edilmişti. Fakat ortada henüz ciddi bir siyasi hareket yoktu. Rus köylüsünün sosyalizme yöneleceğine ilişkin bir beklentinin tersine, köylüler, sosyalizme karşı en ufak bir ilgi dahi duymuyorlardı. Rus köylüsünün, toplum içindeki bu duyarsız tutumu, devrimin bir köylü önderliğinde gerçekleştirilebileceği yönündeki beklentileri boşa çıkardı. En azından Narodnikler, yönetime karşı giriştikleri terörist eylemler sonrasında ciddi deneyimler kazanmıştılar. 24 Ocak 1878’de Vera Zasuliç ve Ağustos 1875’te Krovçinski Çar’ın güçlerine karşı suikastlar düzenlediler. 2 Nisan 1879’da Aleksandr Sololev, Çar II. Aleksandr’ı öldürmeye niyetli olduğunu ortaya koydu, ama başaramadı. Birkaç yıl sonra Halkın Özgürlüğü adlı örgüt 1 Mart 1881’de II. Çar’ı öldürmeyi başardı. Ancak Çar’ın öldürülmesi halk ayaklanmasını geliştireceği yönündeki beklentilerin tersine, otokrasinin daha da güçlenmesine ve uzun yıllar yaşamasına neden oldu. Devrimci pratik, cesaretin, Çar’ın öldürülmesiyle yönetimin değiştirilmesinin yeterli olamayacağını göstermişti. Çar II. Alexandr’ın Halkın Özgürlüğü adlı örgüt tarafından öldürülmesi sonrasında İktidara gelen Çar III. Alexandr çok büyük infazlar gerçekleştirdi, politik suçluların büyük bir bölümünü de Sibirya’ya sürdü. Aydınların bir kısmı da İsviçre’ye kaçmak zorunda kaldı. Sürgüne gönderilen bu aydınlar arasında: G. Plehanov, P. Akselrod, V. Zasuliç ve L. Deutsch bulunuyordu. Bunlardan bazıları Plehanov önderliğinde sosyal demokrasiye yöneldiler. Ayrıca, Rus halkını aydınlatmak için Marx’ın bazı yapıtlarını da Rusça’ya çevirdiler. Marx’ın fikirlerinin öğrenilmesi Rusya’daki entelektüel zemini daha da genişletti. Marx’ın yapıtlarının Rusça’ya kazandırılması, Rusya’da bir devriminin nasıl gerçekleştirileceği yönündeki farklı arayışların habercisi olacaktı. III. Aleksandr döneminde, sanayileşme hızlıca gelişti bu durum kentlerin gelişmesine, köylülerin kentlere yığılmasına neden oldu. Bu toplumsal değişimden en büyük nasibi Moskova ve Petersburg şehirleri aldı. Tüm bu toplumsal gelişmeler işçi sınıfının gelişmesine neden olacaktır. 1896-7 yılları arasında Petersburg’da meydana gelen grevler, işçilerin bilinçlenmesi açısından oldukça önemli bir deneyim olmuştu. İşçi sınıfı bilinçlendiği ölçüde eylemlerini artırmış, toplum içindeki örgütlenmesine yaygınlık kazandırmış; ancak, aynı oranda da, polis ve jandarmanın baskısının artmasına neden olmuştur. XIX. yüzyılda Rusya’nın içinde bulunduğu politik durum kısaca böyle özetlenebilir. Marx, Rusya’da bir devrim olasılığını her zaman vurgulamıştır. Rusya’nın bu içinde bulunduğu durumu Marx, Sarge’ye yazdığı mektupta şöyle özetliyor:

“…1866 savaşı nasıl 1870 savaşına yol açtıysa, 1870 savaşı da Almanya ile Rusyaarasında zorunlu bir savaşa yol açacaktır. Zorunlu olarak, kaçınılmaz olarak diyorum,Rusya’da, bir devrimin daha önce patlaması -olası olmayan bir olay- dışında. Bu olasıolmayan durum gerçekleşmezse, Almanya ile Rusya arasında bir savaş, şimdiden olmuşbitmiş bir olgu olarak görülmelidir. (…) Alsas ve Lorraine’ni alırlarsa Fransa ile Rusya,Almanya’ya karşı savaş açacaklardır. Fransa ile saygın bir barış yapılırsa, o zaman o savaşAvrupa’yı Moskova diktatörlüğünden kurtaracaktır, (…), Rus halkının da yarar sağlayacağıRus toplumsal devriminin – bu devrimin öğeleri, gelişebilmek için yalnızca böyle bir dış itkiyigereksiniyor – patlamasına yardımcı olacaktır.

Bu alıntıdan anlaşılacağı üzere Marx’ın Rusya’da bir devrim beklentisi vardır. Ancak Marx, devrimin, Rusya’nın kendi iç dinamikleri tarafından gerçekleştirilebileceği yönünde değil de, daha çok bir dış itiyle olabileceği düşüncesindedir. Çar III. Alexandr iktidarının baskı ortamından kaçan Plehanov artık bir Marksist olarak politik hayatına yurt dışında devam etmektedir. Cenevre’de Plehanov tarafından kurulan “Emeğin Kurtuluşu adlı örgüte üye olan ilk sosyalistler Akselrod, Deutsch ve V. Zasuliç gibi devrimciler gelmektedir. Lenin, daha sonra, bu oluşum ile temasa geçecektir. Lenin, “Halkın Dostu Kimlerdir ve Sosyal Demokratlara Karşı Nasıl Savaşılır” adlı çalışmasını hazırlar. Henüz bu çalışmasında dahi Rusya’nın çok hızlı bir biçimde kapitalistleşme süreci içinde bulunduğunu, büyük kapitalistlerin küçük kapitalistleri yutmasının Rusya’daki kapitalistleşme sürecini daha da hızlandıracağını ve topraklarından kopmuş Rus köylüsünün şehirlerde proleterleşmesine yol açacağını vurgulaması ilk tespitleri arasındadır. Aynı yılda Lenin, Petersburg’da bazı Marksist gruplarla temasa geçer. 1898 yılında Minsk’te toplanan dokuz kişi RSDİP’yi (Rusya Sosyal Demokrat İşçi Partisi) kurarlar. Bu partinin oluşumunda iki önemli nitelik göze çarpmaktadır. Birincisi, Rus yerine Rusya kelimesi kullanılarak tüm işçileri kapsıyor olması; ikincisi, Strue’nin önerisi üzerine Komünist Manifesto’da geçen önce burjuva devriminin gerçekleştirilmesi sonra da proletarya devriminin yapılması yönündeki klasik Marksist teorinin kabul edilmesidir. Yukarıda izah edildiği gibi Rusya’da uzun yıllar boyunca devrimin oluşması için mücadele eden ve siyasi mücadelesini sürdürmekte kararlı olan bir diğer akım da “Narodnikler” idi. Bunlar devrimin, ancak büyük köylü kitlelerin önderliğinde yapılacağı yönündeki o eski tezde ısrarlıydılar. Narodnikler, Rusya’da bir devrimin, ancak köylü önderliğinde yapılabileceğini, komünist topluma kapitalist aşama yaşanmadan bir geçiş olabileceğini, köylülerin ağır bastığı bir toplumda, Batı burjuvazisinin gerçekleştirdiği anlamda bir demokratik devrimin olamayacağı yönündeki ısrarlı yaklaşımlarını sürdürmekteydiler. Narodnikler’in bu ısrarlı tutumları Lenin’i, Rusya’da kapitalizmin çoktan gelişmeye başladığını, bunun tarihsel bir zorunluluk olduğunu ve bunun karşısında durup sadece köylü önderliğine dayalı bir devrimin Rusya’da olanaksızlığını ispatlamaya yöneltti. Lenin, bu konu üzerine ilk çalışmasında Rusya’nın kapitalistleştiğine ilişkin şu açıklamalarda bulundu:

“…Birincisi, toplumsal iş bölümü, meta ekonomisinin ve kapitalist ekonominin bütüngelişme sürecinin temelidir. İkincisi, Rusya’da gelişen kapitalizmin sonucu olarak sanayinüfusu tarımsal nüfusun aleyhine büyüdüğünü, bu durumun bir ülkenin kapitalistleştiğinintipik bir sonucu olduğunu vurgulamaktadır. Çünkü, sanayide değişmeyen sermayenindeğişen sermaye aleyhine artması değişen sermayedeki bu nispi azalışa rağmen, mutlak birartışla beraber gider; tarımda belli bir toprak parçasından yaralanmak için gerekli olandeğişen sermaye, mutlak olarak azalır; ancak yeni toprağa ekime açılması ölçüsünde mutlakolarak artabilir, ama bu da gene ön koşul olarak tarım dışı nüfusta daha da büyük birbüyümeyi gerektirir. Ticari ve sanayi nüfusta tarımsal nüfus aleyhine bir artış olmaksızınkapitalizm düşünülemez”

Lenin’den yapılan bu alıntıdan da anlaşılacağı üzere Rusya kapitalistleşme süreci içerisine girmişti, artık bunun karşısında durulmazdı. 1895 yılında “Petersburg İşçi Sınıfının Kurtuluşu İçin Mücadele Birliği” adlı örgüt kuruldu. Bu oluşum arasında Lenin de vardı. Lenin, fabrika işçilerine devrimci bildiriler dağıtıldığı için Sibirya’ya gönderildi. Sibirya’dan tahliye edildikten sonra devrimci bir dergi çıkarmak için Cenevre’ye gitti. “Iskra” (Kıvılcım) ve “Zarya” (Şafak) adlı gazeteleri çıkarmak için Plehanov ile çalışmaya başladı. “Iskra”nın ilk sayısı 1 Aralık 1900’de,“Zarya”nın ilk sayısı da 1 Nisan 1901‘de yayınlandı. Lenin, daha o dönemde, Rus Partisiyle Alman Partisinin aynı yolu izleyemeyeceğine karar verdi. Lenin’in parti örgütlenmesine ilişkin önerisi, Avrupa’da o zamana kadar mevcut olan parti örgütlenmelerinden oldukça farklıydı. Lenin’in merkezi esaslara dayalı olarak geliştirdiği parti örgütlenmesi anlayışı, Rusya’nın o güne dek içinde bulunduğu kendine özgü yönetim yapısından kaynaklanmaktaydı. Lenin’in parti örgütlenmesine ilişkin geliştirdiği fikirler şiddetli tartışmaların habercisiydi. 1825’de Eylülistlerin aristokratik komplosu, Pugaçev’in ilkel köylü ayaklanmaları organize etmesi, Eylülcü hareketin ileri gelenlerinden Pestel’in ortak bir devrimci amaç etrafında toplanmış yeraltı gruplarının kurulmasını savunması ve 1870 ve 80’lerde Tkaçev’in merkezi esaslara dayalı ve disipline edilmiş profesyonel devrimcilerden oluşan bir grubun önemini vurgulaması, doğal olarak Lenin’in parti örgütlenmesi yönündeki yaklaşımını etkileyecekti. Lenin’in parti örgütlenmesine ilişkin getirdiği merkeziyetçi esaslara dayalı örgütlenme anlayışı, 1917 Devrimi’ne giden süreçte yapılan tartışmaların temelini oluşturacaktır.

Reklamlar