Yaşam

Fransız Devrimi Öncesi Edebiyat Neyse…

Maksim Gorki’nin Lev Tolstoy ile dostluğu bilinir. Bu konuda yazılmış kitaplar var.  Ama daha az bilinen bir nokta, Anton Çehov’un Tolstoy’a bağlılığıdır. Üstelik Tolstoy, Çehov’dan çok da haz etmez. 

Mümtaz İdil – Odatv.com

 

Maksim Gorki’nin Lev Tolstoy ile dostluğu bilinir. Bu konuda yazılmış kitaplar var. Tolstoy gibi dev bir yazarın Gorki ile olan ilişkisinde en çok çakıştıkları nokta anarşizmdir. Gorki sosyalisttir ve her sosyalist gibi onun da damarlarında anarşizm dolaşmaktadır. Daha 1917 devrimine yıllar vardır, ama Tolstoy ile Yasnaya Polyana’daki malikanesini bahçesinde dolaşırken Gorki bu büyük yazarın tamamen etkisi altındadır.

Ama daha az bilinen bir nokta, Anton Çehov’un Tolstoy’a bağlılığıdır. Üstelik Tolstoy, Çehov’dan çok da haz etmez. Hatta onun Vanya Dayı tiyatro eseri hakkında çok da ağır bir eleştiri yazar. Ama Çehov buna rağmen, tam o sıralarda Tolstoy’un yazdığı “Diriliş” romanına büyük bir hayranlık gösterir.

Maksim Gorki’ye şunu yazar: “Diriliş’i yeni okudum. Nehlyudov ile Katya arasındaki karışık ve yapma ilişkiler dışında, roman beni çarptı. Gücü, zenginliği, taşkınlığı ve aynı zamanda ölümden korkan, korktuğunu açığa vuramaya ve kutsal kitap metinlerine sıkı sıyıya sarılan bir adamın ikiyüzlülüğü beni çok etkiledi.”

Sonunda Tolstoy Çehov ile ilgilenmeye başladı. Tiyatro eserlerini sevmiyor ve kıyasıya eleştiriyordu, ama bu arada onun müthiş bir öykü yazarı olduğunu kabul ediyordu. Çukurda adlı öyküsünü okuduktan sonra Tolstoy Gorki’ye şuları yazdı: “Çehov, çok güzel bir öykü yazmış. Bu öyküsünü okuduktan sonra olağanüstü mutluluk duydum. Bence Guy de Maupassant düzeyinde bir öykü yazarı. Tıpkı bir izlenimci ressam gibi hayatı öykülerine yansıtıyor.”

Ama ilginç olan şu ki, Tolstoy Vanya Dayı eserini yerden yere vurmasına rağmen, Gorki birkaç kez seyrediyor Vanya Dayı eserini ve Çehov’a, “Hep Vanya Dayı. Hep. Yerimi ayırtarak yine gidip izleyeceğim” diye yazıyor

Yazarlığın cilveleri belki bunlar, ama şu çok önemli: Gorki gibi bir yazar, Tolstoy’un ağır eleştirilerine rağmen Çehov’un tiyatro eserlerini seviyor. Bütün hışmına ve ağır eleştirilerine rağmen Çehov, Tolstoy’u hep saygıyla anıyor.

Vanya Dayı 26 Ekim 1899’da ilk temsilini yaptığında, salon tıklım tıklımdı. Bütün biletler satılmıştı. Tolstoy’un, bu kadar ilgi gören bir tiyatro eserine neden “gevşeklik” ve “ahlak dışı” diye karşı çıktığı bilinmez.

Ocak 1900’de, Tolstoy’un da önerisiyle Koralenko ile birlikte Çehov Bilim Akedemisi üyeliğine seçilir. Artık önü açıktır ve Tolstoy ile ilişkisinin düzeleceğine inanmaktadır. Ama Tolstoy, Çehov için düşündüklerinden asla vazgeçmemiş, onu çok iyi bir öykü yazarı olarak görmüş, ama tiyatro eserleri için bağışlamamıştır.

Tolstoy gibi dev bir yazarın haklı olduğu yönler var mıydı?

Gerçekten Çehov’un öykü yazarlığı çok üst düzeydeydi. Başlarda yazdığı, komediye de kaçan Aziz Nesin tipi öyküleri çok başarılı olmasa da, Rus edebiyatında önemli bir yer kazanmasına neden oldu. Ama son dönem yazdığı Anna Nişanı, Altı Numaralı Koğuş gibi roman ile öykü arası yazdıkları dünya hikaye edebiyatının en üst basamaklarında sayılır.

İlk öykülerinden “Smert Çinovnika (memurun ölümü)” müthiş bir ironi taşır. Hapşırdığı için kendini suçlayan ve bunun için defalarca özür dilemeye kalkan bir memurun öyküsüdür ve komiklikten drama dönüşür.

Tolstoy’un hayran olduğu Çehov da budur zaten.

Kendisi için ulaşılmaz bir noktadır öyküler ve bin sayfaya yakın “Savaş ve Barış” romanını yazmış Tolstoy için, atmış sayfada anlatılan hayat şaşırtıcıdır.

Çehov’un hemen tüm öyküleri Türkçeye kazandırıldı. Tolstoy’un da tüm eserleri kazandırıldı. Bu iki yazar sadece Rus edebiyatının değil, dünya edebiyatının da baş yapıtlarını vermiş yazarlardır. Gorki, her ikisiyle de dost olmakla birlikte aynı düzeyde eserler verememiştir.

“Ana” romanında Gorki, bir fabrikayı anlatırken kapitalizmi anlatmıştır aslında, ama ne yazık ki bu çevirilerde tam anlamıyla aktarılamamış, sıradan bir fabrika gibi yansıtılmıştır. Pavel zayıf kalmış, asla bir Nehlyudov veya Levin olamamıştır.

Ancak, şunu da yazmak zorundayım: Rus edebiyatının bu dev yazarları, biri ötekisinin önünde olmamak üzere mutlaka okunması gereken yazarlardır. Fransız devrimi öncesi edebiyat Fransa’da neyse, Ekim devrimi öncesi de Rusya’da edebiyat odur.

Reklamlar