İnceleme

Burun – Nikolay Vasilyeviç Gogol

Değil mi ki artık dünyanın her yerinde 8. dereceden memur Kovalev gibi yatağından erken saatte uyanan ve hep yaptıkları gibi dudaklarıyla bırrr… diye sesler çıkaran insanlar yaşamaktadır

Ömer Erdem –  09/04/2010 Radikal Kitap

Gogol’ün “Burun’u kadar çarpıcı çok az öykü yazılmıştır dünyada. Tazeliğini hiç yitirmeyen bu öykü gücünü elbette Gogol’ün yaratıcı zekâsından alır. Normal bir konuşmada, fantastik bir rüya olarak anlatılıp geçilecek sadelikteki bir olay, deyim yerindeyse bir edebiyat fenomenine dönüşür. Burun bir edebiyat fenomenidir ve zamanı kadar insanlığın geleceğiyle böylesine alay edebilme gücü taşıyan ender metinlerden birisidir. Dünyada ne saçmalıklar oluyor! Bazen her şey gerçek dışındaymış gibi geliyor insana diyerek sürdürür sözlerini Gogol, hikâyenin sonunda. Zaten, Burun gerçek karşısındaki insanın geri gelmez yazgısına eğilmez mi? Doğadan ve gerçekten kaçan insanlığın gerçek dışı ancak en gerçek öyküsü değil mi o? Nasrettin Hoca’nın el “elin eşeğini türkü çağırarak arar” fıkrasında olduğu gibi 8. derece memur Kovalev kadar kimseyi esastan ilgilendirmez kayıp bir burun. Her ne kadar, tabelasında soyadı silinip okunmaz olmuş ve yüzü sabunlu bir adam resmi yanında hacamat yapılır” yazısı da bulunan berber İvan Yakovleviç’in sıcak ekmeğinden çıksa da Kovalev’in burnu, o günlerde olduğu gibi herkesin burnu her yerdedir. İnsan tahlil etmekte eşsiz Gogol, Mart’ın 25’inde cereyan eden bu tuhaf olaydan ustalıkla şehre, Rusya’ya ve insanlara da geçecek, neredeyse dokunmadığı mesele kalmayacaktır. Rüşvet, bürokrasi, kibarlık budalalığı, saçmalık, vs. Değil mi ki artık dünyanın her yerinde 8. dereceden memur Kovalev gibi yatağından erken saatte uyanan ve hep yaptıkları gibi dudaklarıyla bırrr… diye sesler çıkaran insanlar yaşamaktadır. (En son Müslüm Gürses değil miydi kola içtikten sonra bırrr… diye sesler çıkaran. Yok, yok canım olsa olsa böyle şeyler Rusya’da olur.) Şehir efsanelerinin ana kaynağıdır aynı zamanda Burun. Zaten, modern çağ efsane ihtiyacını karşılamakta gecikmeyecektir. Hele pozitivizmle başlayan akıl çağında, efsanelerin bir türlü önlenemeyişi ilginç bir durum olarak kabul edilmektedir. Ama hayır! Olamaz böyle bir şey! Bir burnun kaybolması akıl alacak bir şey değil, kesinlikle akıl alacak bir şey değil! Bütün bunlar ya hayal ya düş Belki de traştan sonra yüzüme sürdüğüm votkayı yanlışlıkla su niyetine içiverdim diyerek kendi kendisinden şüphelenen Kovalev bir yanda, bu acayip olayla ilgili abartılmış söylentilerle çalkalanmaya başlayan şehir bir yandadır. Herkesin aklı fikri olağanüstü olaylardadır o sıralar. En son, bir manyetizma deneyinin etkileri herkesin belleğinde taptaze duruyordur. Konyuşenya Caddesindeki dans eden sandalyeler olayı da zihinleri epey meşgul eden olaylardan biri olmuştur. Elbette, kitlenin gıdıklanan merakını paraya çevirecek madrabazlar çıkacaktır ancak asıl ilginç olan canları sıkılan albaylardan birinin söyledikleridir; Aptalca saçmalıklarla halkın kafası karıştırılmaktadır. Eğlenenler, bilim meraklıları bir yana ağır başlı entelektüel sayılabilecek beyleri de unutmamalı değil mi? Onlar da: üstün başarılarla dolu aydın bir yüzyılda bu türden saçmalıkların nasıl olup da yayılabildiğini ve hükümetin olup bitenlere nasıl seyirci kaldığını anlayamadıklarını söylemişlerdir.

Yazarların yaptıkları… Üstelik Gogol kendisini de iğnelemekten çekinmez.  Tuhaf ve anlaşılmaz olan yazarların nasıl olup da kendilerine böyle konular seçtikleridir. Memlekete hiçbir yararı olmayan bir iştir bu, onların yaptıkları. Belki de asıl saçmalık yazarların yaptıklarıdır. Onlar yıllardır, Gogol hazretleri başta olmak üzere saçma şeyleri yazıp durmaktadırlar. Ekinler her mevsim biçilmekte, elmalar kızarmakta, seçimler yapılmakta, petrol üretilmekte, gazeteler basılmakta, inşaatlar yükselmekte, hamurlar yoğrulmaktadır. Bütün bu olup bitenler karşısında, bay Gogol kayıp bir burnu, saçma bir hadiseyi yazmaktan öte ne yapmıştır. Yıllardır milletin kafasını bulandırmakta, olmamış şeyleri olmuş gibi göstermektedir. İsterseniz şu paragrafı bir kez daha okuyalım: İvan Yakovleviç sofraya oturmadan önce kibarlık olsun diye gecelik entarisinin üzerine frakını giydi, iki baş soğan soydu, tabağına soğan için biraz tuz serpti, sonra eline bıçağı alıp büyük bir ciddiyetle karısının verdiği ekmeği kesmeye başladı. Ekmek ortadan ikiye ayrıldığında hayretle ekmeğin içinde ağaran bir kabartı bulunduğunu fark etti… İki parmağını ekmeğin içine soktu ve bir burun çıkardı dışarı! Ne saçma değil mi? Ah şu yazarlar. Gogol’ün paltosundan çıkanlar… Bırrrcılar