Öne çıkan

KGB ve CIA’in ‘Doktor Jivago’ Operasyonu

Ali Bulunmaz – kulturservisi.com

2016 Nobel Edebiyat Ödülü’nün Bob Dylan’a verilmesiyle başlayan tartışmalar hâlâ sürüyor. Dylan’ın ödülü teslim alıp almayacağına dair sorular bir tarafa, onu hak edip etmediği de epey konuşuldu. Müzisyeni sevenler, Nobel Komitesi’ni kutlarken bugüne dek ödül sırasında bekleyenlerin destekçilerinden hayli homurtu yükseldi. Dahası Komite’nin, ödülün popülerliğini arttırmak ve yeniden gündeme getirmek için Dylan’ın adını açıkladığını söyleyenlerin sayısı hiç de az değildi. 

Bu gelişme bile Nobel Edebiyat Ödülü’nün ne kadar tartışıldığının bir göstergesi. Uzun yıllardır kabul edenler ile reddedenlerin tarafını tutanlar arasında süren gerilim, ödülün siyasi veya konjonktürel olarak dağıtıldığına ilişkin yorumları da beraberinde getirdi. Örneğin, 1957’de Albert Camus ödülü kabul ettiğinde komünist blok ona ateş püskürmüştü. Jean-Paul Sartre reddettiğinde ise bu gerilim biraz olsun soğudu. Bunun nedenlerinden biri, dönemin siyasi havasıydı; Soğuk Savaş bütün hızıyla sürüyor, ABD ile SSCB arasında müthiş bir propaganda yarışı yaşanıyordu. Bazı çevreler için bir utanç kaynağı sayılan Nobel Edebiyat Ödülü, kimilerine göre bir övünç madalyasıydı. Özellikle Sovyetler Birliği ve uydu devletleri, bu ödülü kendi rejimlerine yönelik bir tehdit ve kara (karşı) propaganda aracı gibi algılanırken bilim dallarında verilen ödüller ise rejimin gücünün kanıtı gibi görülüyordu.

Tam da bu bakış açısı, Boris Pasternak’ın çok tartışmalı biçimde ödülü reddetmesine veya reddetmek zorunda kalmasına neden olmuştu. The Washington Post’un Ulusal Güvenlik Editörü Peter Finn ve St. Petersburg Devlet Üniversitesi Öğretim Üyesi Petra Couvée’in kaleme aldığı, ‘Kremlin, CIA ve Yasak Bir Kitabın Etrafında Dönen Savaş’ alt başlığıyla yayımlanan “Jivago Vakası”, hem Pasternak’ın hayatına hem de “Doktor Jivago” ile Nobel Edebiyat Ödülü etrafında şekillenen propagandaya yoğunlaşırken Pasternak’la bağlantılı bazı tarihi olayları da gözler önüne seriyor.

“Ruh üretimi”ne katılmayan yazar

Pasternak, kendi ülkesinde tek romanı “Doktor Jivago”yu yayımlatma imkânı bulamadı. ABD ve CIA’in devreye girmesiyle Sovyetler Birliği dışında (öncelikle İtalya’da) basılan kitap, bir kültürel kapışmanın nesnesi hâline geldi.

Pasternak, SSCB’nin “ruh üretimi” diye tabir edilen Devrim’in edebi eserlerle yaygınlaştırılması projesinin hızla ilerlediği günlerde keşfedilmiş bir şairdi. Devlet olanaklarından faydalanması sağlanan ve her yazar ile şairden beklendiği üzere Sovyet sistemine katkı sunması istenen isimlerdendi. Ancak Pasternak, zamanla politik anlamda sadakatsiz olabileceğine dair Kremlin’de şüpheler uyandırdı. Üstelik “resmî kültür talimatnamesine uymadığı için” eserlerinin SSCB’de yayımlanmasına izin verilmiyordu. Bunların belki de en bilineni “Doktor Jivago”ydu ve kitap 1957’de Batı’da yayımlanıp ertesi yıl Pasternak’a Nobel Edebiyat Ödülü getirdiğinde, Soğuk Savaş’ın kültürel ayağı da hareketlenmişti. ABD, kendi tarafından baktığında SSCB’ye çelme takmak için oradaki yasakçılığı ve baskıyı kullanmak isterken SSCB ise kitabın Avrupa’da basılmasını engellemek ve Pasternak’ın rejimin altını oyduğunu kanıtlamak amacıyla İtalya Komünist Partisi’nin yönetimini devreye sokacaktı. SSCB’de Parti’nin hizmetkârı olarak görülmeyen Pasternak, Kremlin tarafından karalama kampanyasıyla hedefe dönüştürülecekti.

Ölü şairin kâğıtlarındaki Jivago

Pasternak’ın ilgi çekici ve zorlu yaşamını anlatan Finn ve Couvée’in, “Doktor Jivago”yu merkeze alarak biyografik bir araştırma kotardığını söylemek mümkün. Tıpkı romanın, Pasternak’ın hayatından izler taşıması gibi “Jivago Vakası” da yazarın yaşamıyla roman arasında paralel bir kurguya sahip. 1917 Ekim Devrimi, Pasternak’ın aşkları, “Doktor Jivago”yu kaleme alışına kadar geçen sürede rejimle ilişkileri, Stalin’in SSCB’de hâkim güç konumuna gelişi ve yazarın dönemin entelektüelleriyle kurduğu dostluklar Jivago olayının etrafına serpiştirilmiş.

Burada dikkat çeken şey, herkesin hayli temkinli davranıp sözcük seçtiği günlerde Pasternak’ın, fikirlerini açık seçik ifade etme gayretinde oluşu: “Pasternak hiçbir zaman Sovyet iktidarına karşı açık bir düşmanlık göstermemiş ve Kremlin’dekilere sergilediği yaklaşım da hayranlık ve tiksinti duyguları arasında gidip gelmiştir.”

Gelgelelim Pasternak, Stalin’in şiddetli uygulamalarına karşı çıkarken kendisini tehlikeye attığının farkındaydı. Hatta bu ortamda hayatta kalışına anlam veremediği oluyordu; Finn ve Couvée, 1930’lar boyunca yazarın çevresindeki insanların sırra kadem bastığını not ederken bu kişilerin akıbetinin tahmin edildiğini fakat doğrulatılamadığını belirtiyor. Pasternak’ın, “Doktor Jivago”nun ilk notlarını idam edilen Gürcü şair Titsian Tabidze’nin çalışma masasının çekmecesinden çıkan kâğıtlara yazması da mevcut ortamın hem korkunçluğunu hem de trajikomikliğini yansıtıyor. Bunu, yazarın, rejim tarafından hapsedilen veya yoksullaştırılan insanlara yardım edişiyle birlikte değerlendirmek gerekiyor.

Jivago’nun, Pasternak’ın kafasında şekillendiği tarihler, aynı zamanda onun “Sovyet sanatından uzak” diye raporlandığı günlere denk geliyor. Romanın bitmiş bölümlerini okuyan bazı “yakın dostları”, “kendi yaşamlarından uzak bulduğu” bu eser karşısında şaşkınlığını gizleyemediği gibi derhal sert eleştiriler getiriyor. Pasternak ise İkinci Dünya Savaşı’nın sonlanmasıyla Rusya’da kültür hayatının daha da kısırlaştığını ifade edip hayal kırıklığını gizlemiyor. Kızgınlığını biraz olsun yatıştıransa “Doktor Jivago”da Lara karakterine hayat verdiği söylenen Pasternak’ın yasak aşkı Olga İvinskaya. Bu kadın, hayranlık duyduğu Pasternak’ın hayatının akışını değiştiriyor deyim yerindeyse.

BORIS3

“Aykırı bir edebiyat yapıtı”   

En az İvinskaya kadar Pasternak’ın hayatının akışını değiştiren bir başka olay, Kremlin’in ve KGB’nin harekete geçmesine yol açan “Doktor Jivago”nun yayımlanmasıyla ilgili olarak yazarın İtalyan komünist Feltrinelli ve D’Angelo ile temasa geçip romanın elyazmalarını onlar aracılığıyla SSCB dışına göndermesiydi. Konudan haberdar olan İtalya Komünist Partisi yetkilileri kitabı “kültüre karşı bir eylem” diye niteleyecekti.

Pasternak’ın kendi ülkesinde sansüre uğraması ve “romanı düzeltme” ya da denetçi kuruldan “kitabı sisteme uygun şekilde yeniden yazma tavsiyesi” alması, aslında yazarın verdiği mücadeleyi göstermesi bakımından önemli. Kitabının Batı’da yayımlanmasının SSCB’yi olumlu yönde harekete geçireceğini de düşünüyor o dönemde Pasternak fakat Kremlin de yazarın “ihanet” içinde olduğunu söylüyor. Finn ve Couvée, bu süreçte yaşanan sinir harbini ayrıntılarıyla aktarırken bir yazar ve kitap üzerinden gerçekleşen mücadeleyi ya da çekişmeyi gözler önüne seriyor.

Kremlin ve Pasternak’ın dostları, romanın “tüm samimiyetiyle” Ekim Devrimi’nin meşruiyetine gölge düşürdüğünü açıklayarak “Doktor Jivago”nun SSCB’deki basımını engelliyor. Bu keşmekeş içinde, 15 Kasım 1957’de kitap İtalya’da okurlara ulaşıyor.

CIA’e Britanya gizli servisi tarafından yollanan romanın elyazmaları, ABD’de “aykırı bir edebiyat yapıtı” olarak karşılanırken Pasternak’a da “hümanist” deniyordu. Hatta Finn ve Couvée’in ifadesiyle Nobel Edebiyat Ödülü ilk kez o günlerde dillendirilmişti: Pasternak’ın ödülü kazanması için kitabın yaygınlaştırılıp çeşitli dillerde yayımlanması amacıyla kimi fikirlerin öne sürüldüğü ve çalışmaların başlatıldığı aktarılıyor ikili tarafından. Başka bir deyişle CIA ve ABD, propaganda faaliyetleri için “Doktor Jivago”ya dört elle sarılıyor. Ancak görünürde romanın edebi bir eser biçiminde tanıtılması talimatı veriliyor yetkililere.

1958’deki Brüksel Dünya Fuarı, CIA tarafından “Doktor Jivago”nun dağıtımı için en uygun alan olarak belirleniyor ve kurum, iç yazışmada kitapla ilgili olarak “propaganda değeri yüksek” ifadesini kullanıyor.

Ülkesi dışında yeniden doğan Pasternak  

Pasternak, 23 Ekim 1958 günü Nobel Edebiyat Ödülü’nü kazandığını öğrenince Batı’daki entelektüellerle beraber heyecanlanıyor. Ancak Kremlin, Pasternak’ı iyi bir şair ve çevirmen olarak nitelemesine rağmen ödülün zamanlamasını manidar bulup yazara “yurduna ve insanlarına yabancılaşmış bir edebiyat züppesi” diyerek taaruza geçerken KGB de Pasternak’a uyguladığı takip programını sıkılaştırıyor. Arada yaşanan tartışmalar ve yakınlarıyla giriştiği fikir alışverişinden sonra Pasternak ödülü reddetmek zorunda kalıyor. Nobel Fizik Ödülü’nü kazananları öven Pravda, bunu “Rus ve Sovyet bilim insanlarının üstün başarısının İsveç Bilimler Akademisi’nce takdir edilmesi” diye duyururken Nobel Edebiyat Ödülü’nün “politik gerekçelerle verildiğini” yazıyor.

SSCB’nin Pasternak’a reva gördüğü muamele yüzünden itibarının zedelendiğini anımsatan Finn ve Couvée, “Doktor Jivago”nun CIA tarafından bir operasyona dönüştürüldüğünü ise şöyle anlatıyor: “Doktor Jivago’nun yayımlanması bağlamında yaşanan savaş, CIA’in kitaplardan siyasi savaş aracı olarak yararlanmak için hayata geçirdiği ilk girişimlerden biridir. Bu sözcükler ilk bakışta inceliksiz ve alaycı görünebilir fakat CIA’in kültürel Soğuk Savaş’taki rolünü eleştirenler teşkilatın gizlilik politikasın doğası gereği ahlak dışı ve yoz olarak değerlendirir. Ne var ki CIA ve taşeronları, çabalarının asil bir amaca hizmet ettiğinden emindi ve kendi propaganda makinesine sahip otoriter bir gücün karşısında gizliliğe başvurmak kaçınılmaz bir durumdu.”   

Finn ve Couvée’in ortaya koyduğu belgeler, aktardığı tanıklıklar ve dönemin ruhu, Soğuk Savaş’ın iki gücü hatta istihbarat servisleri tarafından propagandalarına malzeme edilen bir Pasternak portresi sunuyor. Ne ABD ne de SSCB, Pasternak’ın edebi yönünün tam olarak farkında. Romanını ne pahasına olursa olsun yayımlatmak isteyen Pasternak ise sonuna dek yazdıklarının arkasında ve bu nedenle ülkesinde itibarsızlaştırılıyor.

Buradan bakınca “Jivago Vakası”nın, devlet eliyle bir yazarın yok sayılışının ve ülkesi dışında varolmaya başlayışının öyküsünü anlatan, tarihsel öğelerle yüklü bir kitap olarak karşımızda durduğunu görüyoruz.

Reklamlar