Devrim Günleri

Ölümü Alkışlamayan Suikastçı: Vera Zasuliç

Kaynak – defterares.blogspot.com.tr

Elleri kelepçeli Sankt Petersburg’taki mahkeme salonuna getirildiğinde tek umudu, yüzlerce yabancı yüz ve anlaşılmaz ses arasında tanıdık bir sima bulmaktı. Hızlı adımlarla ilerlerken iki askerin kolları arasında, duraksayan zamanla karmaşık mekan birbirine akıp karışıyordu. Bu ülkeye hep geç gelen baharın ilk günleriydi. Sanık sandalyesine oturtulduğunda sesler giderek yükseliyordu. O ise, Yargıç Koni elindeki tokmağı sertçe masaya vurduğunda arkasına bakmadı bile. Saat tam on birdi. Otuz bir mart bin sekiz yüz yetmiş sekiz.

“General Trepov’u öldürme teşebbüsünde bulunduğunuzu itiraf ediyor musunuz?”
“Ona ateş ettiğimi kabul ediyorum.”  ‘Suikastçı’ Vera Zasuliç’in ağzından çıkan bu itirafa şahit olan üç yüzü aşkın kişi, yirmi dokuz yaşında olmasına rağmen çok daha genç görünen bu kadının duruşmanın ardından mahkeme binasının arka kapısından özgürce çıkacağını bilemezdi. Rus Devrimi’nin en güçlü kadın teorisyeni olacağını da…

* * *
Üniversite öğrencisi Aleksey Stepanoviç Bogolyubov, on üç temmuz bin sekiz yüz yetmiş yedide, tutukevinin avlusunda Sankt Petersburg valisi General Fyodor F. Trepov ikinci kez yanında geçtiğinde şapkasını indirmediği gerekçesiyle kırbaçlandığında, Vera cezaevinden çıkalı iki sene olmuştu. Bogolyubov, bir yıl önce Kazan’daki kilise meydanında yapılan bir yürüyüşü sadece izlemiş olmasına rağmen tutuklanıp, on beş yıl angaryaya mahkum edilmişti. Altmış üç yılında yapılan adli reforma göre kırbaçlama yasaktı ama emri veren kişi vali olunca suç cezasız kalır. Fakat bu olay halkta büyük tepki yaratır. Vera’nın da üyesi olduğu Kievli direniş örgütü Buntari, öğrencinin intikamını almaya karar verir. Ancak kısa bir süre önce grubun önde gelenleri – aralarında Vera’ya on yıllarca hayat ve yoldaşlık edecek olan Lev Dek de var – yakalanıp tutuklanmıştı. Onların hapisten kaçırılışının hazırlıkları yapılırken Trepov suikastını kim üstlenecekti? Vera ile ev arkadaşı Maşa Kolenkina kura çeker. Görev Vera’ya düşer.
* * *
Mart devrimlerinin yılı bin sekiz yüz kırk sekizden bir yıl sonra, jülyen takvimine göre temmuzun yirmi dokuzunda Smolenks’e bağlı Mihaylovska’da dünyaya gelen Vera’nın ailesi soylular sınıfına mensup olsa da, çok da zengin sayılmaz. Üç yaşındayken – ayyaşlığıyla ailesine pek de katkı sunmayan – babası ölünce Vera, teyzelerinin malikanesinde büyür. On yedi yaşına geldiğinde ise Moskova’ya yatılı okula gönderilir. Moskova ve Sankt Petersburg’ta çarlıkta ifadesini bulan sömürüye ve baskıya karşı yeni bir yaşamın mümkünlüğüne inananların gizli gruplarda örgütlendiği yıllardır. Vera da henüz kızlar yurdunda devrimci çevrelerle tanışıp, ilişki geliştirir. O da çoğunlukla evlerde yapılan gizli toplantılara girip, çekingen olmasına rağmen tartışmalara katılır. Çernişevski, Lavrov, Dobrolyubov gibilerini okumuş olup, birikim konusunda diğer katılımcıların çoğundan ileridir. İşte bu yönüyle bir gün işçi sınıfından gelen Sergey Neçayev’in dikkatini ve ilgisini çeker. O tanışmanın başına neler getireceğini, hayatını ne denli değiştirip etkileyeceğini bilemezdi…
* * *
Bin sekiz yüz altmış dokuz yılının şubat ve mart aylarında, ülkedeki öğrenci eylemleri yeniden yükselir. Neçayev yurtdışına kaçar. Ardından öncülük ettiği grubun birçok üyesi tutuklanır. Henüz dünya emekçilerin mücadele günü ilan edilmeyen bir mayıs gününde evlerine düzenlenen baskında gözaltına alınır. Gözaltındayken tutuklanabileceğine ihtimal bile vermez. Ama Neçayev’in yurtdışından adresine gönderdiği mektuplar iki yıl boyu Neva adasındaki ünlü Peter Pauls zindanında tamamen tecrit altında, ne zaman bırakılacağını bilmeden tutulmasına sebep olur. İnsansızlık, mevsimsizlik, zamansızlık, renksizlik. Acı, çaresizlik ve öfke. İki yılın ardından kapı açılır – on gün sonra yeniden kapanmak üzere: Yeniden gizli yollardan Moskova’ya dönen Neçayev, olası bir ‘ihanetçiyi’ ortadan kaldırma kararını verince Vera bir kez daha, olayla hiç alakası olmadığı halde tutuklanır. Neçayev’in yargılandığı ve Vera’nın da şahitlik yapması için götürüldüğü dava duruşmasını izleyenlerden biri de, Dostoyevski’dir. Hatta öyle ki, Ecinniler romanındaki Verhovenski, Neçayev’in izlerini taşır. Yıllar sonra, bu kez Vera sanık koltuğunda oturduğunda Dostoyevski yine izleyiciler arasında olacaktı.
* * *
Vera’nın yargılanması kamuoyunun yoğun ilgisi altında hazırlanır. Halkın gözünde bir katil değil, bir kahramandır. Charlotte Corday ile kıyaslanır, eylemi şiirlerle kutlanır, kendisi ise kutsanır. Mükemmel bir avukat olan Peter Aleksandrov savunmasını üstlenir. Ve işini de mükemmel yapar. Dava konusunu valiye suikast girişiminden savunmasız öğrencinin vahşice kırbaçlanmasına dönüştürür, şahitler gözyaşı dökerek titrek sesle General’in işlediği korkunç suçu anlatır. Aleksandrov, Vera’nın başına gelen haksızlıkları dramatize etmeyi de ihmal etmez. Son söz sanığa verilir: “Başka diyebileceğim bir şey yok.” Jüri kararını verir: Beraat. Vera, ‘kahramanlarını’ kutlamak üzere mahkeme binasının önünde toplanan kalabalığa yakalanmamak için arka kapıdan çıkarılır. Buna rağmen büyük bir insan kalabalığı ona doğru koşar. İçlerinden bir genç adam “Şimdi çok mutlu olmalısınız, Vera İvanovna, değil mi?” diye sorar coşkuyla. Vera önce durur, sonra sessizce “Hayır, asla…” der.
* * *
Suikasttan önce üç yılını ceza olarak kuzeyde sürgünde geçiren Vera için jürinin kararı yeni bir sürgünün habercisidir. Zira çok geçmeden mahkeme kararı iptal edilir. İsviçre’ye gider. Bu sürgünü bin dokuz yüz beş yılındaki devrime kadar sürecekti. Buradan elinden geldiğince ülkesinde hedeflediği devrime gerek düşünsel, gerek siyasal, gerekse eylemsel katkıda bulunur. Marx’ın eserlerini Rusça’ya çevirir, dostu Lev Dek ile bir işçi kütüphanesini oluşturur, birçok çalışmayı koordine eder, dönemin bütün ileri gelen solcu düşünür ile iletişim ve görüş alış verişi içinde olur. Bütün hayatını devrimin koşullarını hazırlamaya adar. Marx, Engels, Lenin ve Troçki, yakın temas içinde olduğu isimlerden sadece birkaçı. Özellikle Münih’te geçirdiği dönemde Vera ile sık görüşen Lenin, bu olağanüstü entelektüel kadına hayranlık duymasına rağmen, Rusya Sosyal Demokrat İşçi Partisi, bin dokuz yüz üçte ikiye bölününce Menşevikleri desteklediğinden daha sonra bizzat Lenin tarafından tasfiyeci ilan edilir. Ancak sekiz mayıs bin dokuz yüz on dokuzda zatürree sonucu hayatını kaybettikten sonra sahipsiz kalan mezarına sahip çıkılması talimatını veren yine Lenin olur.
* * *
Olaylı duruşmadan hemen sonra gizli bir şekilde, devrimcileri destekleyen Doktor Weimar’ın evine götürülür. Aranan bir direnişçi olan Dimitri Klemenc de oradadır. Doktor Weimar’ın evi iki kaçak için de sığınak olur. Sık sık ziyarete gelip gelişmeleri aktaran arkadaşları ile çay ve sigara eşliğinde uzun tartışmalar yürütürler. Ancak tehlike hala büyüktür. Yakalanmaları durumunda ağır cezalar alacaklardır. Arkadaşları, yurtdışına kaçmaları için baskı uygular. Vera gitmez istemez. Tek başına ülkesinin dışında ne yapacak, nasıl yaşayacak? Ama Klemenc onunla gelmeye hazır. Kabul eder. Birlikte İsviçre’ye giderler. Cenevre’de dehşet içinde suikast girişiminden ötürü, özellikle anarşist çevrelerce kahramanlaştırıldığını algılar. O yeni çevresinde hemen hemen kimseyi tanımazken, herkes onu tanır. Kimine göre insanlık sevgisiyle hareket eden saf ve masum bir genç kadındır. Kimine göre tarihin sahnesinde bir elinde silahı, bir elinde kızıl bayrak kuvvetli devrimcidir.

Ama daha da kötüsü, eylemi ile başka eylemlere örnek olduğunu görür. Ülkesinden habire yeni suikast haberleri gelir. Bir şubat bin sekiz yüz yetmiş sekizde ajan Nikoforof devrimciler tarafından katledilir. Yirmi dört gün sonra Kiev savcısına yönelik suikast gerçekleştirilir. Bir ay sonra polis şefi Heyking vurulur. Her suikast daha da yüksek sesle alkışlanır. Ve sonunda 2 nisan yetmiş dokuzda bir devrimci Çar’ı öldürmeye kalkışıp, onu bir tavşan gibi kovalayınca Vera üç gün süren bir sessizliğe gömülür.

Reklamlar