İnceleme

Cemil Meriç – Bir Topluluğun Tarih Öncesi

İntelijansiyaya XVIII. asrın sonlarından itibaren rastlıyoruz. «Petersburg’dan Moskova’ya Seyahat» adlı eserin yazarı Radiçev (1749-1802) XIX. asır Rus aydınlarının bütün hususiyetlerini taşır.

«Beşerî acıların yükü eziyor ruhumu» sözü kendisinden sonra gelenlere şiar olacak. Radiçev, XVIII. asır filozoflarıyla yetişmişti: Voltaire, Rousseau, Diderot. Ama o çağın Voltaire’cileri gibi dinsiz değildi. Fransız düşüncesinden aldığı: insanlık aşkı. Gönlü, toprak köleliğine, halkın sefalet ve âdiliğine razı olamazdı. Devrimci intelijansiyanın ve sosyalizmin öncülerinden biri. Kitabı çıktığı zaman II. Katerina gerici çevrelerin etkisi altındaydı. Radiçev tutuklandı. Ölüme mahkûm edildi ama canı bağışlanıp Sibirya’ya sürüldü. Aynı yıllarda XVIII. asır Rus uyanışının en ateşli öncülerinden olan Novikov (1744-1818) da tutuklanıp kalebentliğe mahkûm ediliyordu. Novikov mistik bir mason ve hristiyandı. Siyasî düşünceleri son derece ılımlı idi. Demek ki intelijansiya ile iktidar, başlangıçtan beri çatışma halindedir. İntelijansiyanın entelektüel kurtuluş yolundaki ilk adımları işkencelerle durdurulmuştur. Hür düşünce için savaş hapishaneye ve sürgüne açılan bir yol. Radiçev ile Novikov soyluydular. 1762’ye kadar soylular Çar’a bağlıydı. Köylüler, efendilerine hizmet etmekle yükümlü idi, soylular Çar’a. Bir mânâda köle idiler. İmtiyazlı birer köle. Orduda ve bürokraside bütün kumanda mevkileri ellerinde idi. 1762’den sonra ise Çar’a hizmet edip etmemekte hürdüler artık. Modern hümanizmanın insan için istediği her şeye sahiptiler. Birtakım hazır formüllerle durumlarını meşrulaştırdılar. Montesquieu’nün şeref, Voltaire’in tabii akıl, Rousseau’nun demokratik insan hakları gibi. Ne var ki monarşi hep otokratikti. Soyluların yeni kavuştuğu haklar bir müsamaha eseri idi. Kaybedebilirlerdi her an. Daha kötüsü vardı: kendileri hürdüler ama geniş yığınlar değildi. Zaman geçtikçe bu tezatlar büyüdü, kesinleşti ve aydınları rahatsız etmeğe başladı. Herkes hür olmadıkça, birkaç kişinin hürriyeti neye yarardı.. Otokrasi ortadan kalkmadıkça kâmil ve gerçek hürriyetten söz edilemezdi. 1790’larda bir Radiçev’in, bir Novikov’un isyanı, bu insanlık aşkını bayraklaştırır.

Soyluların çoğu onlar gibi düşünmüyordu şüphesiz. Irsî hakları kesinleşmişti. Bağımsızlıklarını sağlamlaştırmanın en emin yolu  «düzensin korunması ve köylülerin oldukları yerde kalmasıydı. Otokrasinin paternal gücü devam etmeliydi. Ama yeni nesiller prensipleri imtiyazlardan üstün tuttular. Barbar düzen sona ermeliydi artık. Umumi fikirlere gönül veren genç soylular sınıflarından koptular. Aralarında tek bağ vardı: İdealizm ve beşerî hassasiyet. Aleksandr’ın İslahattan yüz çevirmesi üzerine yeise düşen bu asilzâde muhalefet nihayet 1825’de otokrasiye ve keyfi idareye karşı ayaklandı. Dekabristler yenildi ama başlattıkları hareket devam etti.

Dekabristlere neden intelijansiya denmiyor? İzah edelim: Evet onlar da idealleri uğruna hayatlarını tehlikeye atmışlardı. Ama hepsi de subaydı, cemiyet ve aksiyon adamı idiler. Düşüncelerine rağmen Çar’a hizmet ediyorlardı. İsyanları bile soylular arası bir isyandı. Halkın katkısı yoktu bu isyanda. Devleti içerden düzeltmek istiyorlardı, dışardan yıkmak değil. Gerçek intelijansiya I. Nikola zamanında doğdu.

1840’lardan 1917’lere

Martin Malia bu toplumun oluşumunu şöyle anlatır: Yeni neslin soylu idealistleri, devletten tamamen kopmuştular. Tek dünyaları vardı: düşünce. Nikola hem soylulardan korkuyordu, hem aydın elitden. Kitlelerin anarşik tehdidi de bir başka belâ. Böylece güvenmediği soyluları iş başından uzaklaştırdı. Yerlerine daha uysal uşaklar buldu. Gerek orduda gerekse bütün ülkede demir bir disiplin hâkim oldu. Çar’ın 3. seksiyonu (polis) şüpheli ferdiyetçiliği ve hür tefekkürü nerede bulduysa ezdi. İşler kötüye döndü: 1830’da imparatorluğun Polonya bölgesinde, 1848’de bütün Avrupa’da karışıklıklar çıktı. Rusya’daki askerî otokrasi bu gelişmelerden çok tedirgin oldu ve bütün imkânlarıyla kendi varlığını korumaya kalktı.

Soyluların en hassas ve en genç fertleri ile devletin arası açıldıkça açıldı. 1812’de orduda hizmet etmek büyük bir şerefti. 1825’den sonra Nikola’nın iç ve dış jandarması olmak idealizme ve insanlığa ihanettir. Bu yüzden genç soylular devlet hizmetinden üniversiteye akın ettiler. Puşkin ve dekabristler, yani hepsi de Rus kültürünün en büyük temsilcisi olan kimseler, ya subaydılar veya başkentin saray çevresinden. Yani resmî toplumla bütünleşmiştiler. Nikola zamanında ve ondan sonraki devirlerde, bu gibi kimseler gerek siyaset dışı yazarlar, gerekse devrimciler nihaî formasyonlarını üniversitede veya üniversite çevresinde yaptılar ve şu veya bu ölçüde resmî çevreler tarafından düşman görüldüler.

Üniversitelerin etkisiyle soylu öğrenciler heveskâr birer ideolog olmaktan çıkıp pofesyonel yazarlar, tenkitçiler ve hocalar haline geldi. Üniversite, sınıflarından kopan soyluların en ciddilerini idealden başka vatanı olmayan köksüz bir muhacir kafilesine çevirdi, kendi yurtlarında muhacir bir kafile.

Bu delikanlılar, ilk defa olarak aşağı tabakadan gençlerle biraraya geldiler üniversitede. Bu insanlar, sefalet ve meçhuliyetten binbir güçlükle kurtulmuş, hayatlarını hocalık, tercüme ve gazetecilikle kazanarak bilginin haysiyetine ermişlerdi. Biricik hikmet-i vücutları düşünce idi.

«Ezilen ve Horlananlar, «Yeraltı Dünyası»ndan idealin, şuurun, insanlığın ve kişiliğin, tenkitçi düşüncenin aydınlığına yükseldiler. Onlar da insandı artık.. ve sınıf imtiyazlarından vazgeçerek bağımsızlığa kavuşan soylularla birleştiler. Her iki topluluk da cihanşumûl, rasyonel insan ülküsüne inanıyordu. Gerçi dekabristler de kendilerini gadre uğramış sayıyorlardı ama oldukça yumuşak bir tedirginlikti bu. Sonraları umumileşti ve ideal namına gerçeği inkâr eden haşin, somut ve insafsız bir ruh haletine dönüştü.

1840’larda intelijansiya çeşitli sınıflardan gelen aydınları kucaklar ama gerçekte soylular arasından gelenler ağır basmaktadır. 1860’larda ağırlık merkezi raznoçinsidir. Yalnız imtiyazlı üyelerden kurulmuş gibi görünen bu topluluğun, her tabakadan gelen insanlarla kaynaşması resmî toplumla son bağlarını da koparır; intelijansiyanın ayrı bir varlık olduğu şüphe götürmez artık. Kişiliğini 1860’larda bulan bu zümre, intelijansiya adını benimser. Ama bu değişiklik bir bölünmeye de yol açar: «babalar ve çocuklar». Babalar, felsefî mânâda idealist ve romantiktiler; çocuklar, maddeci ve tecrübî ilimlere düşkün. Birinciler sanat için sanata inanıyorlardı, estet idiler. Gocuklar faydacı: sanatın görevi topluma yararlı olmaktı. Babalar Rusya’ya insanlığın büyük ideallerini, aklı ve demokrasiyi getirmişlerdi. Çocuklar bu idealleri gerçekleştirmek istiyorlardı. Bir kelimeyle çocuklar babalarına kıyasla daha haşîn, daha öfkeliydiler. Ama iki nesil arasında bir kopuş yoktu. Her ikisi de «Bedduaya uğramış Rus Dünyası»nı, cihanşumûlinsanın ve aklın icaplarına uydurmak emelindeydiler. Ne var ki babalar, bu amaca «aydınlanma» ve terbiye yoluyla varacaklarını umuyorlardı, çocuklar ise doğrudan eylem yanlışıydılar. Benzerlik bununla da kalmıyordu. Her iki nesil de, prensiplerin ve ideal adâlet görüşünün, gündelik hayatın bayağılıklarını yeneceğine inanıyordu.

Babalar da çocuklar da ideolojinin katı mantığına mahpustular, bu bağ aralarındaki içtimaî ve felsefî farklardan çok daha kuvvetliydi.

Bununla beraber intelijansiya arasında daha elle tutulur ortak bir payda vardı: Rus terbiye sistemi. Aşağı yukarı 1825’lere kadar ülkenin belli başlı terbiye müesseseleri çeşitli askerî ve teknik okullardan ve akademilerden ibaretti. Bu mekteplerin amacı, soyluları subay olarak yetiştirmekti. 1825’lere kadar, toplumda belli yeri olan herkes, mesela dekabristler bu mekteplerden çıkmıştı. 1825’den sonra aşağı yukarı hiçbir ciddî etkisi olmamıştır bu okulların.

Aynı tarihlerde askerî olmayan mektepler (mülkî) Rusya için çok yeni müesseseler idi. Nihayet 1725’lerde bir ilimler akademisi kurulmuştu. 1755’lerde ise Moskova Üniversitesi. Ama XIX. asra kadar her iki müessese de bilhassa Moskova Üniversitesi- pek etkin olmamıştır. Gerçekte, eğitimin hasbi bir tefekkür vasıtası olarak ele alınması I. Alexandr zamanında başlar. 1803’den sonra çarlık hükümeti ilk defa olarak ülkeyi sivil mekteplerle donatır.

Beş yeni üniversite açılır, aşağı yukarı bütün vilâyet merkezlerinde liseler (gymnasia) kurulur, hatta ilk eğitim bile düzenlenir. Büyük Petro zamanında açılan papaz mektepleri islâh edilir. Yeni öğretim ilk defa olarak 1830 ve 1840’larda faaliyete geçer. Gelişen bürokrasinin taleplerini karşılamak için lâzımdı bu mektepler. Raznoçinsiler bu merdivenin (seminer, gymnasium, üniversite) basamaklarına tırmanarak gün ışığına çıkabildiler. Mektepler olmasa onlar da olmazdı.

1840’larda 50 milyon nüfusu olan bu ülkede 3000 üniversite talebesi vardı: 1860’larda nüfusu 60 milyonu aşmışken üniversitelilerin sayısı 4500. 1870’lerde ise 5000 küsurdu. Demek ki intelijansiya gerçekten de Rusya’nın «tecessüm etmiş zekâ»sı idi. Rus intelijansiyasına insicam kazandıran, mekteplerden başka bir müessese daha vardı: gazete ve dergiler. Görevlerini ciddiye alan aydınlar, üniversiteyi bitirdikten veya üniversiteden kovulduktan sonra fikrî hayatlarını «büyük gazete» sayfalarında sürdürüyorlardı. Çarlık Rusya’da, yaratıcı kültürün aşağı yukarı tek taşıyıcısıydı bu gazeteler.

1870’lerdeki siyasî ayaklanmalarda su yüzüne çıkmadan önce intelijansiyanın idealini gerçekleştirmek için tek vasıtası vardı: Gazeteler.  Ama gerek mektepler, gerek «büyük gazeteler» intelijansiyanın yüksek görevini başarabilmesi için hiç de yeterli değildi. Vesveseli bir hükümet, mektepleri boyuna rahatsız ediyordu; bu yüzden ya ferdî direnişler ya genel patlamalar oluyor, sonra da asiler mektepten kovuluyordu.

Mektebe tekrar alınsalar bile sansür canlarına okuyor veya gazeteler kapatılıyor yahut da yazıları fazla tehlikeli görülünce yeniden tutuklanıyorlardı. «Büyük gazete»lerde yazı yazmak imkânları kalmayınca intelijansiya «tenkitçi düşünce»den devrimci eyleme kaymak zorunda kalmıştır. Kovulmuş talebelerden veya gazeteleri kapatılmış yazarlardan kurulan intelijansiya, elbette ki ümitsizliğe kapılacak ve bozguncu aşırılıklara sapacaktı. Kaldı ki raznoçinsilerle soylular arasında da anlaşmazlık vardı. Filhakika intelijansiyanın yabancılaşması, yığınla aralarında bir fark görmelerinden çok, soylular ekseriyetine karşı besledikleri nefretten ileri geliyordu.

Raznoçinsilere göre soylular ciddi bir terbiye görmemişti; askerî mekteplerden yetişmişlerdi. Kabadayıydılar, dar kafalıydılar, küstahtılar. Bakışlarını toplumun zirvesinden tabanına çevirdiler. II. Alexandr, köylülere hürriyet vermişti. Aydınlar, insanlığın mânâsını öğrenmek için «halka gittiler.» Halkın hakikati yanında kendi akılcılıkları mânâsız kalıyordu. En büyük amaçları bu hakikati geri getirmekti. İntelijansiyanın «insanlık» ülküsü «halkla kaynaşmak» gibi demokratik bir coşkuyla sona erdi (Popülizm).  Hiçbirinin kurulu düzende çıkarı yoktu. Böyle bir bağlan olmadığından her türlü aşırılığa sapabilirlerdi. Bunun için insanlık adına konuşabildiler. İnsanlık Rusya’da halk demekti bir parça: toplumun temeli ve özü halktı, 1861’de toprak kölelerine hürriyet verilmiş ve bunu birçok mühim İslâhat hamleleri takip etmişti; bununla beraber Rus toplumu, hâlâ «eski rejirmi yaşıyordu, sert sınıf eşitsizliklerine dayanan ve gerçek bir içtimaî esneklikten yoksun olan bir rejimdi bu.

Köylüler yine eskisi gibi toplum yapısıyla kaynaşmış değildiler. 1861’de hürriyetin tadını tadan bu sınıf «insan» haklarının bütününe sahip olmak istiyordu artık. Bu ümitsiz yığınlar hep tehlike içindeydiler. Her an istismarı kabil olan bu tehlike intelijansiya için kurulu düzene karşı savaşta manivela hizmeti gördü. Diğer ülkelerin yabancılaşmış intelijansiyası böyle bir maniveladan mahrumdu. Gariptir ama intelijansiyayı yaratan sosyal sistemdeki bu çözülüş olmuş ve sonunda aydınlara, eyleme geçmek fırsatı da vermiştir o çözülüş. Rus toplumu yalın kat olduğu sürece intelijansiya yığınlarla temas kuramadı, zira içtimaî münasebetlerin sertliği otokrasiye, köylüleri elinde tutmak imkânı veriyordu.

Ne var ki 1890’larda hızla endüstrileşmeye muvazi olarak, Rus toplumunda batıdakine benzer modern sosyal sınıf farklılıkları ortaya çıkmağa, devlete bağlı olmayan çeşitli meslek grupları ağır basmağa başladı. 1906’larda parlamento kuruldu ve siyaset, modern Rus tarihinde ilk defa olarak kanunî bir faaliyet sayıldı. Fazla yabancılaşmamış aydınların gerçek dünyaya intibakları mümkündü artık. 1914’lerde Lenin’in çevresindeki topluluklar gibi yola gelmez aydınları sürgüne yollamak çağ-dışı bir davranış sayılıyordu gitgide.

Toplumdaki bu değişme hükümet içinde mazide benzeri olmayan bir buhran yaratıyordu; çarlık devrinde yetişen bürokratların önceden kestiremiyeceği hareketlere sürüklüyordu yığınları. Bununla beraber, yıllardan beri karışıklık çıkarmak üzerinde kafa yoran radikal intelijansiyanın hayatta kalanları yeni olayları göğüslemeğe daha çok hazırlıklı idiler. Filhakika taktikler üzerinde uğraşmak tarih sahnesinde sanayileşmenin başlarında (yani 1890’larda) beliren «torunlarsın bellibaşlı katkılarındandı. Gerçi, «babalarda «çocuklarsın ileri sürdüğü prensiplere ve zihniyete büyük bir şey eklemediler, ama amelî devrim politikasında birikmiş tecrübelerden daha iyi ders alacak durumdaydılar. Sonra 1917’lerde intelijansiya, tarihinin en kötü günlerini yaşar gibi görünürken savaş, can çekişen çarlığa son darbeyi indirdi. Nihayet radikal intelijansiya kendi Pugaçef’lerini buldu, böylece aydınların en sert ve en şuurluları iktidara yükseldiler. Bu zaferle intelijansiyanın -bir topluluk olarak- ikbali sona erdi, zira yarattığı yeni cemiyette kendisine vücut veren şartlar yoktu artık. İntelijansiya yalnız maddeten yok olmuştu ama ruh olarak ayaktaydı henüz. Topluluk olarak sahneden çekilmesine rağmen intelijansiyanın en radikal fertleri kuvvet olarak hâlâ yaşamaktadır.

BABALAR ve OĞULLAR

Slavcılar, Batıcılar

Geçen asrın başlarında Rus ruhunu yoğuran iki üstad: Hegel’le Schelling. Germen düşüncesi ruslaşır adetâ. Slavcılar, o iki üstada dayanarak yeni bir teoloji kurarlar. Alman romantiklerinin özlemini çektikleri birliği, Rus düşüncesi gerçekleştirir. Batı tefekkürü dağınık ve parça parça. Rus bütüncüdür ve cihanşumûle yönelir. Slavcıların dinî inançlarına yabancı olan batıcılar bile aynı temayülü bölüşürler. Onlar da Hegel’ci. Hegel’cilik, onlar için de bütün çözüm yollarını kucaklayan bir düşünce ve yaşayış tarzı. Slavcıların faaliyet sahası din ve felsefe. Ortodokstular ama çevreleriyle aralarında uçurumlar var. Çarlığı da, Petro Rusyasını da reddederler. Bir kelimeyle, hükümetin her türlüsüne düşmandırlar: Bütün hükümetler kötü, bütün iktidarlar günahkârdır. Kralcılıktan yanadırlar. Çünkü iktidarı tek kişinin omuzlaması, halkın böyle bir şaibeyle lekelenmesinden daha hayırlıdır. Halk, cismanî iktidarı  yüklenemez; dinin emrindedir. Bu anlayış hem Rus ruhunun, hem geçen asır intelijansiyasının ortak vasfı.. Slavcılar, popülistdiler. Popülizm, müjik’e inanıştır; dinî ve millî hayatın bekçisi olan müjik’e. İktisadî hayat komünlerin içinde gelişecektir. Mülkiyete dayanan Roma hukukuna karşıdırlar. Mülkiyet düpedüz adâletsizliktir. Burjuva medeniyeti Avrupa’yı çürüten bir yüz karası. Dünya görüşleri tutucudur. Ama ferdî hürriyetten, düşünce ve söz hürriyetinden yanadırlar. Ve halkın egemen olmasını isterler. Slavcılarla batıcıları birbirinden ayrı iki kast zannetmek yanlış. Hakikatta, her ikisi de kardeştir: Düşman kardeşler.

Herzen der ki: «Biz iki çehreli Janus’a benzeriz, hepimiz âşıkız Rusya’ya, ama bu aşkın iki yüzü var.» Slavcılar için bir annedir Rusya, batıcılar için bir yavru. İki zümre 30’la 40 yıllarında aynı mahfillerde toplanıyor, aynı salonlarda tartışıyordu. Sonraları kesin olarak ayrıldılar.

Muhakkak olan şu: Aydınlar, yaşadıkları çağa tahammül edemiyorlardı; ya maziye kaçıyorlardı, ya istikbale: Slavcılar, rüyalarındaki eski Rusya’ya, batıcılar hayâlı bir batıya. Mâzi hasreti de ütopyaydı, Avrupa sevgisi de. Hegel’cilikle Shelling’cilik en aşırı yorumlarına ulaşırken Saint Simon’la Fourier’nin doktrinleri de Ruslaştırılıyordu. Batıcıların sol kanadı Fransız sosyalizminin ve Fransız edebiyatının etkisindeydi, bilhassa George Sand’ın.

1830.. Avrupa’da devrimci temâyüller gelişirken Rusya’da baskı artar. Ama boşuna. Düşünce yeni fetihlere kanatlanır, edebiyat en muhteşem meyvelerini verir. Slavcılarla batıcılar o yıllarda seslerini duyururlar. Yasak konulara karşı duyulan susuzluğu gidermek, fizik hocasına düşer. Tabiat ilimleri görülmemiş bir itibar kazanır. Düşünce hayatının odağı: Moskova Üniversitesi. Tartışma kulüpleri kurulur. Ülkenin bütün seçkinleri bu irfan ocaklarına koşar. Daha sonra intelijansiya adı verilen topluluğun ilk örneklerine bu kulüplerde rastlarız. Kimi Fransız düşüncesine tutkundur, kimi Alman felsefesine. Kimi batıcıdır, kimi Slavcı. Ama hepsi de Rus milliyetçisi. Slavcılar daha çok Alman tefekkürüne yatkındırlar: Aksakov, Belinski ve Bakunin gibi. Fransız eğilimli çevre, daha çok tarihle, sosyal ilimlerle uğraşır. Başlıca temsilcisi: Herzen.

Petraçevski Olayı 

 Kim bu Petraçevski? Dışişlerinde çalışan bir siyaset adamı; 1821’de doğmuş; 66’da sizlere ömür. Petraçevski, sosyal bir dâvâya gönül veren Rus toprak sahiplerinin en güzel örneği. Şöyle der: «Ne erkekler sevilmeğe lâyık, ne kadınlar. Bunun için kendimi insanlığın hizmetine adıyorum.» Bu söz bütün devrimci intelijansiyanın şiarı olacaktır. Hep aynı özlem: Somutdan soyuta kaçış, yakına değil uzağa muhabbet. Zavallı Petraçevski! Coşkun bir Fourier’cidir. İnsanlığın bir gün mutlu olacağına inanır. Ütopyasını uygulamağa kalkar: Köylüler için bir falanster kurar malikânesinde. Köylüler falansteri yakar. Tarih tekerrürden ibaret ütopyacılar için. 1870ierin köylüleri de uğurlarında feda-i can etmek isteyen sosyalist intelijansiyayı anlıyamıyacaktır. O çağ sosyalizminin ayırıcı vasfı: ütopya. Petraçevski, falansterlerin otokrasi ile, toprak köleliğiyle pekâlâ uzlaşabileceğine inanır. Uzatmıyalım.. 1840 sonlarında bir avuç aydın, bu düşünce donkişotunun evinde toplanıyordu. Sosyal problemler üzerinde tartışılıyor, insanlığa verilecek yeni düzen üzerinde kafa yoruluyordu. Çoğu sosyalistti toplantıya gelenlerin. Politikayla uğraşmıyorlardı, uğraşamazlardı da. Devrimci eylemlere yabancıydılar, günahları düşünmek ve hayâl kurmaktı. Köylülerin azâd edilmesini istiyorlardı, bütün aydınlar gibi. Sosyalisttiler ama şâirane bir sosyalizm. Tekkeye gidip gelenleri bir iki izm’le yaftalamak yanlış. Misafirler arasında Fourier’ciliğj hayâl sayan bir Dostoyevski de var. Romancının bu düşünceler panayırında neler gördüğünü bilmiyoruz. Ama yıllarca sonra «Ecinniler»i kaleme alırken bu hâtıralardan bir hayli yararlandığı muhakkak. Toplantıların nasıl bir faciayla sona erdiği malûm. (1849) Baskı arttıkça tepki güçlenir. Petraçevski ile çevresindekilerin uğradığı zulüm Rus intelijansiyasının devrimci temayüllerini bir kat daha şahlandırır. Sosyalizm, bir idil olmaktan çıkar. Sahnede yeni kahramanlar boy gösterir: Bazarov ve çocukları: Naçayev’ler, Takaçev’ler.. Önce Bazarov’u tanıyalım.

Bir Roman Kahramanı

Turgeniev yaman bir müşahit. Rusya’da gelişen yeni zihniyeti bir insanda hülasa etmiş: Bazarov. Ve ismini koymuş bu zihniyetin: Nihilizm.

Eski neslin hassas, müeddeb, şâir-mizaç bir temsilcisi oğluna sorar, (delikanlı Bazarov’un dostu ve bir parça şakirdidir)

—            Kuzum neci bu Bazarov?

—            Merak mı ettiniz? Nihilist.

—            Ne dedin?

—            Nihilist.

—            Ha nihilist. Evet, Lâtince Nihil’den. Rusça niçevo. Yanılmıyorsam, hiçbir şeyi kabul etmiyen adam.

Başka bir ihtiyar ilâve eder.

—            Ve hiçbir şeye saygı duymayan. Delikanlı,

—            Her şeyi eleştiren, diye düzeltir.

—            Aynı şey değil mi?

—            Hayır. Aynı şey değil. Nihilist, hiçbir otorite önünde eğilmez, körü körüne inanmaz hiçbir prensibe.

«Baba 1820 neslindendi, nihilist’i anlamak için Lâtinceye baş vuruyordu. Oysa daha uzaklara çıkmak lâzım. Nihilizm, Hindlilerin Nirvanası. Tabiat korkunç, gökler sağır, insan zavallı. Nirvana, karanlıklarda emekliyen şuurun isyanı. Ezilenin mezbuhâne direnişi, acımasız evreni yıkmak için harcanan çaba. Ama «Babalar ve çocuklar»da nihilizm tohum hâlindedir henüz. Daha sonra gelişecek ve dünyanın başına belâ olacaktır.» (Vogüe)

Bazarov’a dönelim. İşte kahramanın kişiliğini aydınlatan bir başka konuşma. Bir genç kız izlenimlerini şöyle özetler:

—            Bazarov, bir yabancı benim için, siz de onun için bir yabancısınız.

—            Niçin?

—            Nasıl anlatsam? Bazarov, bir yabanî hayvan. Oysa siz de, ben de evcil hayvanlarız.

Konuşmayı kitabına alan Vogüe, bayılır bu teşbihe. Bazarov’u Cooper’in kızılderililerine benzetir. Şu farkla ki, Cooper’in kahramanları içkiyle sarhoşturlar, Turgeniev’inki Hegel ve Büchner’le. Bu kızılderili, medeniyet dünyasında savaş baltasıyla dolaşmaz, elinde neşter var. Bazarov’un çocukları, Avrupa’nın devrimcileriyle kardeş; ne var ki birinciler yabanî, ötekiler evcil. Avrupa’nın devrimcisi kuduz bir köpek, Rus nihilistleri kurt. Kurdun kudurması itinkinden çok daha tehlikeli. Turgeniev’in romanı yalnız geçen asrın Rus hayatına değil insanlığın alın yazısına da ışık tutar. Nesiller arasındaki çatışma buhran çağlarının ezelî dramı. Bazaroviar dün de yaşıyordu, yarın da yaşayacak. Kitapta anlatılan 1840’ların tutucu babalarıyla, 1860’ların devrimci çocukları arasındaki uyuşmazlık. Çocuklar nesli, kendilerini yalnız kültürde değil kamu hayatının bütününde kabul ettirmeğe başlamış: Hoyrat ve maddeci. Bu genç radikallerin tek vatanı var: Nihilizm. Çevre iğrenç, hayat abes. Nihilizm: bir kale, bir zırh, bir gerekçe. Evet, Bazarov yalnız 1860’ların değil zamanımızın da kahramanı. Bir Amerikan yazarı,

«Adetâ ilk bolşevik, diyor., daha doğrusu günümüzdeki öfkeli genç adamın orijinali.» Ne var ki bu şeytanî çehre, Rus tarihinde sık sık karşımıza çıkar. Eleştirmek için bakar dünyaya, yermek için konuşur.

Estetik değerleri küçümser Bazarov, geleneğe ve bütün sosyal değerlere tepeden bakar. Küstahtır, tok sözlüdür, huy edinmiştir kabalığı. Beylik yargıların hüküm sürdüğü bir dünyada şaşkınlık, öfke, tiksinti uyandırır.

Turgeniev’in nihilist’i bitnik olarak karşımıza çıkıyor şimdi. Her ikisinde de ödün vermeyen bir doğruluk. Her ikisi de yalancı kelimelere düşman. İkisi için de dünya yavanlıklarla dolu, insanı canından bezdiren yavanlıklar. Aynı çevreden kopuş, aynı hayâl kırıklığı ve aynı tahrip susuzluğu. Ne var ki Bazarov’la arkadaşları yıkmak için yıkmak istemezler; amaçları: yeni ve daha iyi bir dünyayı kurmak için zemini temizlemek.

Zavallı Bazarov.. Ölüm döşeğinde garip bir düşünce doğar kafasında. Devrimcinin ne Rusya’ya faydası var, ne başka insanlara., eskici değil, terzi değil, kasap değil.

Sovyet tenkitçisi Lunaçarski (1875-1933)ye göre Bazarov, Rus edebiyatında ilk «müsbet» kahraman. Neden acaba? Terakkîyi mi temsil ediyor, hürriyeti mi? Hayır.. Çağının tedirgin intelijansiyasını. Herzen,

«Hepimiz biraz Bazarov’uz, der., ben, Belinski, Bakunin.. 1840’larda

-batı, ilim ve medeniyeti adına- karanlıklar ülkesi Rusya’yı mahkûm eden herkes.»

Şimdi de edebiyattan hayata, çağa damgasını vuran kişilerin gerçek dünyasına atlayalım.

İntelijansiyanın Babası  

0_99bc6_51f406dc_XL

Belinski (1811-1848), bir taşra doktorunun oğlu. Mutluların dünyasından değil, karanlıklardan geliyor: bir raznoçinsi. Önce cimnazdan ayrılmış, sonra üniversiteden. Ele avuca sığmayan, serkeş, serazad bir zekâ. Üstelik ciğerlerinden de hasta. Her raznoçinsi gibi onun da dünyası: düşünce, vatanı: kitap. Ve çağının her aydını gibi Hegel’e tutkun. Delikanlıyı fildişi kuleye hapseden bir parça da bu tutku. Çünkü Hegel için de düşünce gerçeğin kendisi. Genç adam Batı’ya inanıyordu. Işık, Petro’nun açtığı pencereden geliyordu Rusya’ya. Yaşanan gerçek, ister istemez akla uygun olduğuna göre, nazariyelerin sisli ikliminde dolaşmak, günün kavgalarına katılmamak lâzımdı. Dostları, genç Hegelciye, Hegel’i yanlış anladığını izah etmişler. Büyük usta, var olan her şey akla uygundur, diyor. Ama mühim olan düsturun ikinci kısmı: akla uymayan hiçbir şey reel değildir. 1840’ların murdar, mülevves Rusyası mantığı çatlatacak bir abesler dünyası. En güzide evlâtlarının beynini yiyerek yaşayan bu kanlı, bu karanlık istibdât mı reel? Hatasını anlamış Belinski ve Hegelcilik bir zincirken bir kanat olmuş. Tutuculuktan devrimciliğe atlamış. O tarihten sonra genç yazar bir neslin sözcüsüdür. Tâviz vermiyen bir sözcü. Daima coşkun, daima dürüst. Çağdaşlarının deyimiyle bir Orlando Furioso. Gerçi derin bir bilgisi yok. Yabancı şaheserleri çevirilerden okumuş. Ama ne çıkar., edebiyat eleştirisini felsefeyle zenginleştiren o. Nesir, Belinski’den beri düşüncenin emrinde bir silâh’, silâhların en yamanı, en etkilisi. Ei atmadığı konu kalmamış. Tek düşmanı: taassup. Prensiplerine yüzde Yüz sadık. Düşüncelerini sonuna kadar kovalamış hep. Düşmanlarına pes dedirtmiş. Her makalesi ön yargılardan bir kaçını devirmiş.

Evet., bir neslin sevgilisi olmuş Belinski, sevgilisi, yol göstericisi. Yalnız bir neslin mi? Büyük bir Rus yazarı «Edebiyat, Belinski ile dostlarından önce yabancı görüşleri tekrarlamış boyuna, diyor., okuyucunun gönlünü fethedememiş. Hakikat daima hakikatdır, ama her çağın, her ülkenin susuz olduğu hakikatlar başka. Yazarın görevi: çağının ve ülkenin ihtiyaçlarını anlamak, onların dertlerine eğilmektir.

Rus edebiyatı, Belinski’ye gelinceye kadar, yabancıydı Rus ruhuna. Bir yankıydı bu edebiyat.» (Çerniçevski)

Evet.. «Belinski, 60-70 yıllarında gelişecek olan devrimci düşüncenin ilk temsilcisi. Onda Rus intelijansiyasının ayırıcı vasıflarını buluruz: tok sözlü, sert ve bütüncü. Popülizmden çok komünizme yakın.» (Berdiaev)

Çağdaşı olan bir eleştiriciye göre: «Rus edebiyatı nasıl bir yön izlerse izlesin, gelişmesi ne kadar parlak olursa olsun, Belinski bu edebiyatın gururu, şerefi, süsü olarak kalacaktır. En iyi yazarlarımız, dolaylı veya dolaysız olarak, gelişmelerinde Belinski’ nin büyük payı olduğunu kabul etmektedirler.» (Dobrolioubov)

Kitap yazmamış Belinski. Külliyatı denemelerden, mektuplardan, makalelerden ibaret. Kendine has bir siyasî görüşü de yok. «San’at için san’at»a düşman. Sosyal görevine yan çizen edebiyat, lüzumsuz bir lâf ebeli_ği. Mühim olan biçim değil, öz. Belinski gerçek bir hümanisttir. Çağındaki deyişle bir antropolojist. Tek amacı, insanın mutluluğu.

Bir İngiliz yazarı, «İntelijansiyanın babası, diyor.. Rus aydınlarının daha sonraki 60 yılda farikası olan bütün vasıflar onda toplanmış: Batıcılık, hümanizm, ilmi putlaştırma, ortodoks hıristiyanlıktan kopuş, halkı tanrılaştırma, derin bir felsefe kültürü olmadan felsefe yapma, estetiği küçümseyiş.. Bir zâhid yaşayışı.-» (Maynard)

Popülizmin Kurucusu

 Herzen, (1811-1870) her kilisenin dışında bir düşünce adamı. «Babası zengin bir Rus, anası yoksul bir Alman kızı. Herzen, bu garip çiftin çocuğudur; çocuğu daha doğrusu piçi. Babasının kılavuzluğunda Batı edebiyatının şaheserlerini okudu, ülkesinin yakın zamanlarda Avrupa tarihinde ne önemli bir rol oynadığını anladı. 1825’de ömür boyu dostu kalacak Ogarev’le and içtiler. Bütün güçlerini Dekabristlerin dâvâsına adayacaklardı.

Moskova üniversitesinden henüz ayrılmıştı ki bir kaç arkadaşıyla beraber tutuklanıp sürgüne yollandı (1855). Günâhı, Fransız siyasî fikirlerine yatkın olması ve I. Nikola aleyhinde saygısız bir iki lâf etmiş olmasından ibaretti. Yedi yıl kaldı sürgünde. Küçük bir memur olarak bulunduğu uzak eyalette mahallî idarenin işleyiş tarzını yakından izledi.

Şehirliler de, köylüler de çalışkan ve dürüsttüler. Merkezden uzak olmak korumuştu onları. 1840’da başka bir yere nakledildi. Ve 41’le 43 arası iki eser yayımladı: «İlimde Diletantizm» ve «İlimde Budizm». 1846′ da babası öldü, oldukça büyük bir mirasa konan Herzen, 1847’de Rusya’dan ayrıldı ve bir daha dönmedi ülkesine. Aynı yıl bir romanı çıktı: «Kabahatli Kim». 1850’de büyük bir yankı uyandıran iki kitap: «Fransa ve İtalya’dan Mektuplar,» ve «Öteki Kıyıdan». 48 devriminin başarısızlığı sarsmıştı Herzen’i.

Bu iki kitapta Avrupa’daki yaşayışını ve hayal kırıklıklarını anlatıyordu. İslâhat hamleleri akamete uğramış, devrimci eylemler hızını kaybetmişti. Bir zevâlin alâmetiydi bu, Batı Avrupa toplumları, ahlâkî değerlerden ve ideallerden uzaklaşıyordu demek. Bir yanda imtiyazlarından ayrılmak istemiyen zengin burjuvazi, bir yanda yoksul veya ötekiler kadar zengin olmayan ve mülk sahiplerinin servetine göz diken, ama emellerini gerçekleştirebilecek gücü olmayanlar. Bir kelimeyle bir tarafta cimrilik, öbür tarafta haset.

1852’de Paris’ten ayrıldı Herzen, Londra’ya geçti. Ve hayatının son oniki yılını orada yaşadı. 1855’de I. Nikola’nın ölümü ümitle doldurdu kalbini. Kaleme sarılıp yeni Çar’a bir uyarı mektubu yazdı: «Saltanatınız uğurlu olsun. Rus otokrasisi devrime öncülük edebilir. Hayra da, şerre de hizmet edecek kadar güçlüdür.» Aynı yıl bir gazete kurdu: «Kutup Yıldızı». Sonra gazetenin kazandığı başarıdan yüreklenerek bağımsız bir gazete çıkardı rusça: «Çan». Gazete kapışıldı Rusya’da. Çarın polisine rağmen elden ele dolaştı. Ama uzun sürmedi bu ikbal. Herzen, Bakunin’le sıkı fıkı dosttu. Üstelik gazete, 1863 Polonya isyanını destekliyordu. Rus liberalleri yazardan yüz çevirdiler. Devrimci aydınlar üzerindeki etkisi de azaldı. Yeni nesil, daha sert olan Çerniçevski’yi tutuyordu. 1868’de Cenevre’ye yerleşen yazar, gazetesini fransızca olarak yayımlamağa başladı. Arada bir rusça ilâveler de çıkarıyordu. Okuyucunun kayıtsızlığı yüzünden bir sene sonra Çan kapandı. Herzen 21 Ocak 1870’de Paris’te öldü. Herzen de Bakunin gibi düşünür: Sopa halkın elinde olmuş, soyluların elinde olmuş., ne çıkar, yığınlar dayak yedikten sonra. İnanıyordu ki iktidara geçmeden önce kendi hâlinde birer vatandaş olan köylüler ve zanaatkârlar siyasî iktidarı ele geçirip hükümet memuru olunca en az devirdikleri sınıf kadar burjuva kesilir ve küstahlaşırlar. Herzen, federalistti, inanmış bir cumhuriyetçiydi (aşamalı bir cumhuriyet), bölgelerin öz-yönetiminden, küçük toprak sahipleri arasında kurulacak kooperatiflerin çoğalmasından yanaydı. Gevşek örülmüş bir ülkeydi Rusya, yavaş yavaş gelişen bir ülke. Maddî ve manevî sağlığı tarımın sanayiye hâkim olmasına bağlıydı.» (Britannica) Herzen’in hayat hikâyesi aşağı yukarı bu. Ayrıntılara geçelim.

Herzen, «şuuru burkulmuş» bir soylu. XIX. asrın devrimci mayasını, imtiyazlarından utanan bu soylular hazırladı. Herzen, Rus düşüncesine sosyalizmi aşılayan adam. Kadın haklarını ilk savunanlardan biri. O geniş tecessüs her düşünceye, her hakikate açıktı. Slavcılara çok şey borçlu: Rus köyüne (mir) güven, Rus halkını idealleştirme, modern bürokratik devletten nefret. Hele Batı Avrupa’nın siyasî düzeni baş düşmanı. Kişiyi topluma ezdiren bir düzen. Anayasa reformlarına ihtiyacı yoktur Rusya’nın. O da Slavcılar gibi anarşisttir bir parça: «İnsanoğlunun devlet, yasama gücü, meclis gibi kavramlara, başka bir deyişle vatandaşla devletin münasebetleri hakkındaki bütün kavramlara meydan okuması zamanı gelmiştir.»

Mir karşısındaki davranışı Slavcıların tıpkısıydı, şu farkla: Slavcılar, Mir’in ahlâkî cephesi üzerinde duruyorlardı, Herzen iktisadî cephesi üzerinde.

Rusya bir hür komünler topluluğuydu (federation). Romanovlar bu topluluğa önce1 toprak köleliğini ve zadegân sınıfını eklemiş, daha sonra da bürokrasiyi sokmuştu; bunlar halka da, halkın müesseselerine de ters düşüyordu. Çar, köylüler ve rahipler bir yana, her şey yabancıydı Rusya’da ve özümlenemezdi. Liberalizm egzotik bir çiçek, diyordu Herzen. Hür ve barışçı bir devrim bekliyor Rusya’yı. Bu devrimi başarmak için toprak köleliğini, soyluları, bizanslaşmış kiliseyi kaldırmak ve Mir’le emekçilerin işbirliğine dayanmak lâzım. Batı’da devrim dile kolay. Rusya, öz yapısına eklenen lüzumsuz fazlalıkları temizlesin yeter. Zemini tesviye için slavcılarla batıcılar el ele vermeli. Yapılacak şey yıkmak.

Rusya’da, düşünce adamlarını ayıran başlıca ölçü Petro’nun reformları karşısında takındıkları tavırdır. Geniş ufuklu bir insan olan Herzen, hem slavcıların, hem batıcıların ülküsünü paylaşır. İslahatı iki yönüyle ele alır. Bizans, çarı halktan uzak ve esrarengiz bir kişi olarak görüyordu. Petro, son verdi bu anlayışa; kavmini (kendisi de dahil) bir emekçiler milleti haline getirdi. Bizans kilisesi halktan kopmuştu ve devlet içinde devlet olmak iddiasındaydı. Petro, hizaya getirdi kiliseyi. Soyluların hanımlarını haremden çıkmağa zorladı ve gün ışığına kavuşturdu. Ama halkla soyluları ayırdı birbirinden, iki millet yaptı: sakallılar, sakalsızlar, köleler ve efendiler. Devlet yapısına cermen bürokrasisini ekledi; o zamandan beri Rus tarihi çarla soyluların tarihidir. Arada yalnız memurlarla asalaklar var. Bu değişikliklere karşı koyan sadece Mir’le emekçilerin birliği.

Tarihten çekilmiştir halk. Onu ancak zaman zaman görüyoruz sahnede. Napolyon istilâsı gibi büyük karışıklıklar sırasında boy gösterip kayboluyor. İşte Rus hayatındaki büyük sıkıntının kaynağı. Avrupalılaşmış Rusya’nın derdi başka, gerçek Rusya*” nın derdi başka. Edebiyatı, «faydasız adamlarsın doldurması, şâir Lermantov’un ümitsizliği. Bir çok Rus insanındaki vurdumduymazlık buradan geliyor. Dekabristlerin isyanı desteksiz kaldı. Çünkü halk, vekâletnâmesi olmayan bu şampiyonların neyi gerçekleştirmek istediklerini bilmiyordu. Sonra Belinski ve arkadaşlarının düşünce hürriyeti uğrunda verdikleri savaş. Ve 1848’de yeniden kararan hava ve yoğunlaşan fırtına bulutları. Nikola, köleleri azâd etmekten vazgeçmiştir. Kışla hâline gelen üniversite, sertleşen sansür, Rusya dışına çıkma yasağı.. Herzen, küçük hükümetleri yutarak gelişen Rus imparatorluğunun ne büyük bir tehlike olduğunu anlatmağa çalışır Avrupa’ya. Ama Kırım Savaşı «balçık ayaklı dev»in pek de tehlikeli olmadığını ispat eder. Nikola’nın halefi dizginleri gevşetir. Üniversitelere büyük bir akın başlar, basfn kendine gelir. Ve aydın bu yeni hürriyet havası içinde rahat bir nefes alır. Gerçi sorun hep aynıdır: Köleliğin kaldırılması. Ama yazarla okuyucu her konuyu dostça tartışmaktadır artık. Sosyalizm, günün modasıdır. Kapitalizm, kibar salonlarda yerin dibine batırılır.

Şimdi de Berdiaev’i dinleyelim: «Herzen batıcıydı, 40 yıllarının salonlarında batıcılık savaşı veriyordu. Hegel’den sonra Feurbach’ı okudu. Ama Almanların etkisi Fransız sosyal edebiyatının etkisinden daha az olmuştur üzerinde. Marksizmi tanımaz. 48 devrimine büyük ümitler bağlamıştı. Devrimin başarısızlığa uğraması yıktı Herzen’i. Batı’ya karşı sevgisi bir Rus’un sevgisiydi, hayal kırıklığı da bir Rus’ un hayal kırıklığı oldu. Batı merkantilizmi yaralar Herzen’i. Avrupa’nın sosyalistlerinde bile bir bezirgân ruhu görür. Bir burjuva sosyalizmidir Batı sosyalizmi. Sosyalizm, dükkâncı-bezirgânın yerine şövalyeyi geçirmelidir.

Herzen, solun öteki şampiyonları gibi iyimser değildir. Ne terakkiye inanır, ne akla. Başlıca ümidi, tarihî akışın ezdiği insan. Bu ferdiyetçi sosyalizm katıksız bir Rus sosyalizmidir. 70’lerde Mihailovski’ nin dile getireceği bir inanç. Sosyalist ferdiyetçilik, burjuva ferdiyetçiliğinin taban tabana zıddı. Herzen, hümanisttir, her türlü dine yabancı bir hümanist. Bir şüpheci. Popülizmin kurucularından biri. Batıcılar kampında hem sosyalist-popülistler, hem liberaller var. Herzen birincilerden. Onun için mühim olan siyasî değil, içtimaî. Herzen, Bakunin, Naçaev, Takaçev gibi muzdarip devrimciler, bir mânâda ülkelerinin ideallerine liberal ve münevver batıcılardan daha yakındırlar.» Lenin de şöyle der: «Herzen, geçen asrın birinci yarısında yetişen devrimciler neslindendir. Cedleri toprak ağasıydı. Dekabrist isyanıyla uyanan ve şuurlanan bir soylu. İlk hocası Hegel. Sonra Feurbach’ ın izinden giderek üstadını aşar, materyalizme yükselir: diyalektik materyalizme. Talihsizliği tarihî maddeciliğe atlayamamak. Tarihî maddeciliği kavramış olsa, 48 devriminin başarısızlığa uğramasından hayal kırıklığına düşmezdi. Herzen’in sosyalizmi 1848′ lerde çok görülen burjuva sosyalizminin bir türü. O tarihten sonra içine düştüğü şüphecilik ve karamsarlık, sosyalizmde burjuva ütopyalarının sona erdiğini gösterir. Bununla beraber onu Rus sosyalizminin yani popülizmin kurucusu sayabiliriz. Büyük tarafı, yabancı ülkelerde bağımsız bir Rus basını vücuda getirmiş olmasıdır.

Rus devrimine emekleri geçen üç nesil var: Önce soylular ve toprak ağaları, dekabristlerle Herzen. Çevreleri oldukça dar, halkı tanımazlar. Ama yaptıkları da inkâr edilemez: Dekabristler Herzen’i uyarır, Herzen de devrimi körükler. Sonra halktan gelen devrimciler. Bunlar Herzen’in düşüncelerini değerlendirir, genişletir, geliştirir, kökleştirirler. Bu nesil Çerniçevski ile başlar, Narodnia Volia ile devam eder. Dövüşenlerin çevresi genişler, halkla kaynaşırlar. Herzen onları gelecek fırtınanın genç pilotları olarak selâmlar. Ama fırtına kopmamıştı henüz. İlk dalgaları

1905’de ortaya çıkacaktır. Ve yığınların yani üçüncü neslin eseri olacaktır.» Sözü Büyük Fransız Ansiklopedisi’ne bırakalım: Turgenlev’ler, Tolstoy’lar ayarında olmamakla beraber, XIX. asrın en parlak Rus yazarlarından biridir Herzen. Kâh şâirâne, kâh alaycı üslubuyla, müşahede gücüyle, nüktelerindeki tabiilikle, her an uyanık hassasiyeti, seven ve acı çekenlere karşı duyduğu derin sevgiyle, ele avuca sığmaz dehâsıyla Diderot” yu hatırlatır. Herzen’i nihilizmin nazariyecileri ve Rusya’da devrimci partinin şefleri arasında sayanlar yanılmışlardır. Herzen, kanlı devrimlerden nefret eder. Nass’cılığa düşmandır, hiçbir mektebe sokulmaz, bir fikir adamıdır o, ne bir siyaset nazariyecisi, ne bir eylemcidir. Bakunin anarşist fikirlerini yaymağa kalkınca ona şiddetle saldırmıştır. Proleterlere büyük sevgi duyar; sosyalizme temayülü vardır ama liberal ve ferdiyetçidir. Yurduna bütün gönlüyle bağlıydı, bununla beraber slavcıların yıldırımlarını çekti üzerine. Çünkü hakka ve adâlete karşı duyduğu saygı Rusya’ya karşı beslediği sevgiden üstündü. Hiçbir doktrine, hiçbir partiye bağlı değildi, hem milliyetçi, hem de kozmopolit olan dehâsıyla çağımızın büyük Rus yazarları arasında benzeri olmayan bir kalem.

Kaynak 

Cemil Meriç – Mağaradakiler

 

 

Reklamlar