İnceleme

Cemil Meriç – Üç Kılavuz Kelime

Dobroliubov, Pisarev, Çerniçevski o dönemin kutup yıldızları. Dobroliubov, (1836-1861) sert, serkeş, hırçın bir zekâ. Ama bir azizin ruh yapısı. Dinî bir eğitim gördü. Günâh korkusu içinde yaşıyordu; en küçük hatalar azap veriyordu ona. Reçeli fazla yese dert, uykudan geç uyansa aman Allah. Annesi ölünce neye uğradığını şaşırdı. Ve imanını kaybetti. Hayır, bu kötü, bu cinayetlerle dolu dünyanın şuurlu bir yaratıcısı olamazdı. Karanlık bir ülkeydi Rusya, bu zulmetler ülkesine bir parça aydınlık getirmek insanın göreviydi. Rahiplerin içine düştüğü cehâlet ve şuursuzluk gayyâsı kalbini parçalıyordu. Tek kılavuz ilimdi, devrim baştan başa değiştirmeliydi hayatı. Dobroliubov edebiyat konularına profesyonel bir tenkitçi gibi eğilir. Estetiği büsbütün reddetmez, ahlâkî bakımdan yerer sadece. Evet, insan bu dünyada mutlu olmalı. Çünkü başka bir dünya yok. Ama kendisi mutlu değildir. Zavallı Dobroliubov yirmi beş yaşında veremden ölür.

Rus intelijansiyasının yolu çetin, sarp, dikenli. Yazarla okuyucu arasında cehaletin aşılmaz duvarı. Ve zekânın her kıpırdayışını kendisi için tehlikeli sayan acımasız bir istibdât. Düşünce, günâhların en bağışlanmazı. Onda dokuzu okuma bilmeyen miskin ve muzdarip köle topluluğu. Ve zirvede Firavun.  

Çerniçevski bir çilekeş. Tefekkür hürriyetinin bütün öncüleri gibi. 61 yıllık ömrünün büyük bir kısmı zindanda ve sürgünde geçti. «Bir havarî mizacı» diyor Berdiaev. «İlk hıristiyanlarınkine benzeyen bir tevekkül.» O da Dobroliubov gibi yoksul bir papaz çocuğu, yani karanlıklardan geliyor. Kanatlı bir tecessüs, güçlü bir hafıza, sonsuz bir çalışma kabiliyeti.. Bilgin olmak için yaratılmıştı. Üniversiteye girerken tek emeli vardı: Kendini ilme adamak. Ama bu gençlik rüyası hiçbir zaman gerçekleşemiyecekti: Hüriyeti fethetmek lâzımdı önce: düşünce hürriyetini, kelâm hürriyetini. Bağımsız düşüncenin kanlı bayrağını Belinski’den sonra o taşıyacak; nesline ve gelecek nesillere kılavuzluk edecektir. 60-70 yıllarının siyasî kavgaları Çerniçevski’siz düşünülemez. O yıllarda başlıca dâvâ,  kölelerin azâdı idi. Rusya kapitalizme doğru yol alıyordu. Ama engeller vardı önünde. Feodal gelenekler ve bilhassa toprak köleliği. Kapitalizmin boy atması için büyük ölçüde serbest işgücüne ihtiyaç vardı. Kırım Savaşı, Rusya’nın zaaflarını ispat etmişti. Çar, aşağıdan geleceK ayaklanmaları önlemek için yukardan bazı İslâhat yapmak zorunda kaldı. Hâkim sınıf, yani büyük toprak sahipleri köylü isyanını önleyecek güçte değildi. Kölelik müessesesini bir düzene sokmak lâzımdı. Soyluların çeşitli grupları arasında tartışılan, köleliğin kaldırılması prensibi değil, bu iş için uygulanacak yöntemlerdi. Feodaller de, liberaller de harekete öncülük etmek istiyorlardı. Toprak soylularındı. Köylülerin hiçbir mülkiyet hakkı olamazdı. Bir kelimeyle köylü reformu «feodallerin uyguladığı bir burjuva hareketi» dir (Lenin). Rusya’yı bir burjuva monarşisi hâline getirmek için atılmış bir adım. İktidar, kendisinin olmayan, kendi mahiyetiyle uzlaşmayan bir programı gerçekleştirmek işini yüklenmişti. Kölelik biçim olarak kaldırılıyor, ama temeli muhafaza ediliyordu. Bu yalancı reform köylüler arasında büyük hayal kırıklıklarına yol açtı. Yeni yeni ayaklanmalar baş gösterdi. Birçok bölgelerde azâd olmak istemedi köylüler. Direnişe geçtiler. Kaynaşma büyük merkezlere taştı. Baskı, devrimci hareketi daha çok genişletiyordu. Gizli bildiriler basılıyor, genç ve yoksul memurlar tarafından dağıtılıyordu. Ortalığı işsizler kaplamıştı: geleceğin «sankülotlar»ı. «Cep matbaaları» durmadan çalışıyordu. Hükümet endişe içindeydi. Liberaller ister istemez çarlığı desteklediler. Karşı ihtilâlci cephe tehlikenin nereden geldiğini pekâlâ sezmişti. Gittikçe genişleyen hareket Çerniçevski’den ilham alıyordu, avamdan gelen devrimcilerin en büyüğü Çerniçevski’den. Genç yazar «Baltaya sarılın, diyordu köylülere. Kavganızı ancak silâhla başarabilirsiniz.» Ama, 59-60 yıllarının devrimci iklimi bir devrime yol açmadı, açamazdı da. Sosyal bir ihtilâli gerçekleştirebilecek içtimaî bir sınıf yoktu. Şurada burada beliren köylü ayaklanmaları çarlık rejimini yıkamadı. Reaksiyon güçlendi. Çerniçevski Sibirya’ya sürüldü. Ve 1889’da sona eren çileli bir hayat. Bu serazat düşünce adamını olgunlaştıran: Kavga. Batı’nın siyasî fikirleriyle yetiştiği, yaygın fakat aşırı bir iddia. Genç yaşından itibaren ezilenler gördü etrafında. Yetişmesinde Belinski ile Herzen’in büyük etkisi oldu. Dergiler, hür düşüncenin kalesiydi. Belinski, o kürsüden yükseltmişti sesini. Çerniçevski de öyle yaptı.

Çerniçevski’yi popülistler arasında saymak güç. Ona göre köylüler barbardı; proletaryadan da ümidi yoktu pek. Mir’i, temsil ettiği zihniyet bakımından takdir ediyordu, ama kayıtsız şartsız hayranı da değildi. Sosyalizmi, bir yönüyle ilmî, bir yönüyle ütopyacı. Hedefin gerçekleşip gerçekleşmiyeceğinden fazla, iyi olup olmadığına önem verir. İktisat alanında devrim olmadan da büyük değişiklikler yapılabileceğine kanidir. Hiç olmazsa hayatının belli bir döneminde. Ne şehir proletaryasına, ne halkın herhangi bir kesimine güveniyordu. Dünyayı yöneten düşünceydi. Kitleye «güzideler» kılavuzluk edecekti. Tarihi, bir ırmağa benzetiyordu; denize akan bir ırmağa. Hadiseler ırmağın akışını saptırabilir, yavaşlatabilir, hızlandırabilir. Ama gelip geçicidirler. Büyük adam, bu hadiselerden biri. Sosyalist bir toplumun kurulması için servetin yeni baştan dağıtılması yetmez. Üretim araçlarının gelişmesi, insan iradesinin teknik imkânlara söz geçirmesi lâzım. Makinalara, fabrikalara, kapitalizmin bütün keşiflerine ümit bağlaması bundandır. Oysa Rus sosyalistlerinden çoğu için kurtuluş kara sapandadır. Çerniçevski siyasetle de yakından ilgilenir ve yapılacak işleri devlet ölçüsünde düşünür. Sosyalizm beşerî diğergâmlıktan değil, iktisadî şartlardan doğacaktır. Bir kelimeyle Çerniçevski, metodu olan bir sosyalist. «Tarihin yolu, çamurlu alanlardan, bataklıklardan, süprüntülüklerden geçer, diyordu. Çizmelerini kirletmekten çekinenler, siyasetle uğraşmamalı.» Kölelere toprak ve hürriyet vermek lâzımdı, para karşılığı olmamalıydı bu. Çerniçevski, Kurtuluş Fermanı’nın ilânından bir ay önce yazıyordu bunları. Kölelere büyük mükellefiyetler yüklüyordu bu ferman. Bardağı taşıran su damlası oldu. Öğrenciler homurdanmağa başladılar, bazıları tutuklandı. Çerniçevski, sert bir polemik yayınladı: Hükümet eğitimi dizginlemek için yapmıştı bunları. 1866’da tutuklandı. Polis, çara suikast teşebbüsünden onu da sorumlu tutuyordu. Ve «Ne Yapmalı»yı zindanda yazdı. Bu romandaki düşünceler, fazla orijinal değildir. Hepsini Owen’de, Fourier’de, George Sand’da, Godvvin’de veya Stuart Mill’de bulmak kabildi. Eserin büyük bir edebî değeri de yok. Ne var ki, yazarın uğradığı zulüm, kamuoyunun dikkatini çekti romana. «Ne Yapmalı», Rus nihilizminin ilm-i hal’i. Bütün devrimci intelijansiyanın baş ucu kitabı. San’at bakımından oldukça zayıf ama Rus düşünce tarihi bakımından çok önemli.

Berdiaev de, Plehanov da aynı yargıda birleşirler: Çerniçevski, 60 yıllarında komünizmin gerçek öncüsüdür. Marx, onu okumak için rusça öğrenmiş. Pisarev veya Pisaryov (1840-1868), «Bazarov ben’im» diyecek kadar tok sözlü ve cesur. Çerniçevski’den sonra intelijansiyanın lideri. Kendine ve şâkirdlerine uygun gördüğü isim: «Düşünen gerçekçiler.» Düşünen ve inkâr eden. Bir çift çizme, Shakespeare’in bütün eserlerinden daha değerlidir hazrete göre. San’atta kanun olmaz, herkesin kendine göre bir güzellik anlayışı var. Şiirden sokaktaki insana ne? Terbiye, kişiliği zedelediği için itibara şâyan değildir. Hapse girdikten sonra estetiğe büsbütün düşman kesilir. Aramızda açlar, çıplaklar varken san’attan ne zevk alınabilirdi? San’atın sosyal bir hedefi olmalı: San’at için san’at: abesin ta kendisi. Geçerli bir tarih ilmi yoktur. Tarih, ister istemez tarihçinin inançlarını nazarî plânda meşrulaştırır. Pisarev’deki aşırılıklar, kendisinden sonra gelenler tarafından büsbütün abartılmış. Şiire karşı kampanya açılmış, şiir kitapları kitapçı vitrinlerinden kaldırılmıştır. İyi ve kötü diye bir ayrım yoktur artık. Bu topyekûn inkâr, babalar neslini çileden çıkarmış ve sevilmeyen her şeye aynı damga vurulmuştur: Nihilist. Hayatlarını alın teriyle kazanan kısa saçlı genç kızlar bile nihilisttir bu nesil için. Zavallı Pisarev.. 28 yıllık hayatında ne belâlara uğramamış. Önce akıl hastanesinde yatmış bir yıl (1859). Sonra tutuklanmış, kabahati gizli broşür dağıtmak (1862). Dört yıl Petrapavlovskaya kalesinde kalmış. Ama vazgeçmemiş yazı yazmaktan: Yankılar uyandıran bir dizi yayımlamış: Tolstoy, Turgeniev, Gonçarov’un Roman ve Hikâyelerindeki Kadınlar (1861). Rus Dramının Dayanakları (1864). Puşkin ve Belinski (1865). Düşünen Proletarya (1865).  Pisarev, bir şimşek pırıltısı. Rus düşüncesinin karanlıklarına bir avuç ışık serpmiş. Kâh hastalık kesmiş yolunu, kâh istibdât. Ve şarkısını tamamlamadan göçüp gitmiş.

Üç Kılavuz Kelime

A. Herzen

Popülizm, Rusya’ya mahsus bir akım, nihilizm ve anarşizm gibi. Slavcılar da Herzen gibi, Dostoyevski de Bakunin gibi, Tolstoy da 70 yıllarının devrimcileri gibi popülistdiler, ama başka başka biçimlerde. Popülizm, Rus halkına inanıştır; halk deyince çalışanlar kitlesi ve geniş ölçüde köylüler anlaşılmalıdır. Millet ve halk iki ayrı mefhum. Popülistlere göre, yöneticiler de, aydınlar da hakiki hayatın dışındadırlar. İntelijansiya ile halk arasında derin bir uçurum var. İntelijansiya, halkın organik bir parçası değildir. Suçludur ona karşı. Popülist hareketlerin kaynağında hep böyle bir suçluluk duygusu yatar. Başka bir deyişle, kültür yoksul sınıfların sömürüsüne dayanan bir imtiyazdır. İmtiyazlılar sorumludurlar. Popülistlerin dindar kısmı (slavcılar, Dostoyevski, Tolstoy) dinî hakikatin halkta olduğuna inanırlar; dinsizler (Herzen, Bakunin, 70’lerin sosyalistleri) sosyal hakikatin. Her ikisi için de kâmil insan, günâhsız insan: çalışandır. Bir avuç bahtiyarın kafası aydınlansın diye milyonlarca muzdarip didinip duruyor. Kültür ne bir yaşama gerekçesi, ne bir mazeret. Belki utanılacak bir imtiyaz. Namuslu bir adam öğünmez böyle bir imtiyazla. Hiç değilse adına anıtlar yükseltmez kültürün. Sosyalistler, kültürün aylak bir sınıf yarattığını, çalışan sınıfların sömürüsü üzerine kurulduğunu ileri sürerler. Yaratıcılık payesine yükselen aydınlar bile yalnızlıktan, köklerini kaybetmekten şikâyetçidirler. Ayaklarını toprağa basmak, halkla kaynaşmak: başlıca özlemleri. Tolstoy ve Dostoyevski böyle bir ruh hâleti içindedirler: halka dönüp, halkın içinde kaybolmak.

Popülizmin kaynağında, üstün sınıfın aşağı sınıfa karşı işlediği hatadan pişman olma hissi vardır. Romanof’lardan beri Rus toplumu bir dengeye varamamıştır. Batı’nın hiçbir kavmi böyle bir ümitsizliğe âşinâ değildir. «Nadim olan soylu» Rusya’ya has bir tip. Mihailovski’ye göre, Rus toplumunda iki endişe var: Sorumluluk endişesi, haysiyet (dignite) endişesi. Sorumluluk endişesi, daha çok soylularda. Beşeri haysiyet endişesi, sömürülen ve aşağılanan sınıflarda. Başka bir deyişle, toplumun her tabakasından gelmiş raznoçinsilerde. Ruslar, burjuvaziye anadan doğma düşmandırlar, kapitalizmden ürkerler. Popülistler için Rusya, Batı toplumlarının izlediği aşamalardan geçmiyecektir. Sosyal mesele Rusya’ da çok daha kolay çözümlenebilir. Herzen’den beri devrimcilerle slavcıların ortak inancıdır bu. Roma’nın mülkiyet anlayışına yabancı olmak, Rus popülistlerinin işini kolaylaştırmıştır. Rus intelijansiyası, yalnız manevî bakımdan değil, sosyal durumu bakımından da Batı entelektüellerinden farklıdır. Batı’da entelektüel, umumiyetle imtiyazlı sınıftandır. Rusya’da intelijansiya proleterdir, hatta 60 yıllarında olduğu gibi soylulardan gelse de proleterleşmiş bir soyludur. İntelijansiyanın üyeleri, sınıflarından kopmuş, yaşamak için hususi ders vermek zorunda kimselerdir.

Rusya’da üniversite tahsili Batı’da olduğu gibi zenginlere mahsus bir imtiyaz değildi. Entelektüellerin sosyalizme sempati duymaları, ideolojilerinin antiburjuva oluşu, kısmen, bununla izah edilemez mi? Batı’da Rusya’dakine benzer bir intelijansiya da yoktur, bir halk da. Bütün popülistler köy hayatını idealize ederler. Rus tarihinin orijinal meyvesi, köy topluluğudur.

Rus anarşizminin en büyük temsilcileri soylulardan gelmiştir. Anarşizm Rusya’dan dünyaya yayılmış, Bakunin, prens Kropotkin, kont Tolstoy bu akımın nazariyecileri olarak kabul edilmiştir. Hareketin merkezinde Bakunin. Kimseye benzemiyen bir aristokrat. 1840’ların adamı. Belinski, Herzen gibi slavcıların dostu. Hem idealist, hem Hegel’ci. 60-70 yıllarında Avrupa çapında bir şöhret. Almanları sevmez. Marx’a düşman. Dünya yangınını tutuşturacak olan Ruslardır ona göre.

«Yıkıcılık tutkusu yaratıcı bir tutkudur.» Anarşizm, ayaklanma demek, topyekûn ayaklanma. Eski dünyanın harabelerinden yeni bir dünya fışkıracaktır. Avama, ayak takımına seslenir; o, tarihle medeniyeti inkâr edecek, hür ve daha iyi bir hayat yaratacaktır. Bu gücü sonuna kadar kullanmak lâzım. Rus halkına inandığı için popülisttir, ilimci sosyalizme itibar etmez. Işık Doğu’dan fışkıracak ve Batı’ya taşarak burjuva dünyasının karanlıklarını yok edecektir. İnsanoğlunun gelişmesinde üç aşama vardır: Hayvanlık, düşünce, isyan.  O yıllarda Rus devrimcileri ikiye ayrılırlar. Bir kısmı Bakunin’e, onun isyan ve suikast metoduna bağlıdır; bir kısmı Lavrov’a, Lavrov,

1868-69’da yayımlanan «Tarihî Mektuplar»ında genç aydınları, köylere gidip, köylüleri eğitmeğe, kalkındırmağa çağırır. İdeali terakkidir. Terakkinin iki yönü var: Fertlerin vücutça, ahlâkça, zihince gelişmesi ve sosyal müesseselerde hakkın ve hakikatin gerçekleşmesi. Ne ferdiyetçilik, ne sosyalizm: ikisi arasında tam bir denge. Dünyayı yöneten: düşünce. Her çağda eleştiri yeteneğine sahip bir avuç insan var. Onları ezmeğe kalkışan toplum, yerinde saymağa mahkûm. Aydınlar, 1870’de bu davete koştular. Hareket 1872′ de bir seferberlik boyutu kazandı.

Lavrov, başından itibaren devrimcidir ama Bakunin’nin isyan metodunu benimsemez. Önce kafaları hazırlamak lâzım. Bir kelimeyle Lavrov, telkin ve irşattan yanadır ama tedhişi de reddetmez. Onun için tedhiş, zalim idarecilere karşı bir cezalandırma aracıdır. Lavrov’culara göre devrim, intelijansiya tarafından eğitilen halkın eseri olacaktır. Oysa Bakunin için devrimcilerin halkı eğitmesine ihtiyaç yoktur. Halk aydından daha iyi bilir devrimi, sosyalizme giden en emin yolu içgüdüsüyle kavrar. Devrimcilik, dağınık isyanları tek eylemde toplamak, eylem fırsatlarını yakalamaktır.

Her ikisi de insan kişiliğini müdafaa eder. Sosyalizmleri Herzen’inki gibi, ferdiyetçi bir sosyalizm; ferdin kişiliğini geliştirebilmesi için sosyalist bir topluma iihtiyaç vardır. Çağdaş toplumda fertle cemiyet çatışır. Lavrov da, Mihailovski de örnek ideologlar. Sol intelijansiyanın dört başı mâmur filozofları. Zaafları da felsefî tutumlarının neticesi. Yalınkat bir pozitivizm. Kişi onlar için sosyal çevrenin eseridir. Öyle olunca sosyal çevre ile savaşmak için gereken gücü nereden alacak? Lavrov, felsefî mektuplarıyla ün kazandı. 70 yıllarının popülist intelijansiyası için bir nevi dua kitabıdır bu mektuplar. Lavrov, eserde nedâmet konusunu işler. Aydın sınıflar halka karşı günâh işlemişlerdir. Bu günâhı bağışlatmak zorundadırlar. Terakki ve kültürün değeri konusu yeniden ele alınır. Ama Mihailovski için olduğu gibi, Lavrov için de mühim olan halkın görüşleri değil, çıkarları. Düşünmek, intelijansiyanın tekelindedir. Aydınlar halka hizmet etmeli, onun kurtuluşu için çalışmalı ama ona karşı entelektüel bağımsızlıklarını korumalıdırlar. Mihailovski, bu ruh haletini şu düsturla ifade eder: «Eğer devrimci halk, Belinski’nin heykelini kırmak ve kütüphanemi yakmak niyetiyle odama üşüşecek olsa kanımın son damlasına kadar savaşırdım onunla.» Mihailovski de Herzen gibi, komünizmin öncüleri arasında yer almaz. Sosyalist düşüncenin başka bir yönünü temsil eder. Devrimci kalabalık elbette ki Belinski’nin heykelini kırmaya kalkışacaktır. Ona bu tahrip temayülünü aşılayan Belinski’nin kendisi değil mi? Rus düşüncesinin bütün paradoksu burada. 70 yılları geniş bir popülizm dalgasının köyleri sardığı bir dönemdir. Parola: «halka doğru». İntelijansiyanın üyeleri halka karışmak, halka yardımcı olmak, onu «Toprak ve Hürriyet»e kavuşturmak isterler. Emellerini gerçekleştirmek için geniş bir teşkilât kurmuşlardı: Bir yeraltı teşkilâtı. Fedakârdılar, feragatkârdılar, inanıyorlardı. Ama başarısızlığa uğradılar. Hükümet çevrelerinin baskısı canlarına okudu. Ne var ki, popülist hareketin facia ile sona ermesi daha çok halkın intelijansiyayı anlamamasından, onları kendi eliyle iktidarın baskısına terk etmesindendir. Halk -yani köylüler- aydınların dünya görüşüne yabancı idi; dindardı, ortodokstu. İntelijansiyanın dinsizliği aradaki uçurumu büsbütün derinleştiriyordu. Popülistlerin «halka gidiş»ini, soyluların bir fantezisi olarak gördü halk. Hayal kırıklığına uğrayan intelijansiya başka kavga yöntemlerine başvurmak zorunda kalacaktı.

70 yıllarında devrimin en dikkate lâyık nazariyecisi Tkaçev’dir. Berdiaev, «Lenin’in öncüsü» diyor. Tkaçev, Rusya dışında devrimci bir dergi kurdu: Tehlike Çanı. Bu dergide çağın en aşırı eyiiimleri dile geliyordu. Ruslara Marx’dan ilk defa söz eden Tkaçev’dir. 1875’de Engels’e yazdığı bir mektupta Rusya’nın izlemesi gereken yolları, yakında kopacak devrimin kendisine özgü vasıflarını ve Rus gerçeğine marksizm prensiplerinin yüzde yüz uygulanamayacağını anlatır. Marksizm popülizmle çatıştığı için mi? Hayır. Tkaçev’in kendisi de bildiğimiz popülistlerden değildir. Halka inanmaz. Ama Rusya’da sosyalizmin gerçekleşmesi için kapitalizmin gelişmesine, bir burjuva devrimine, bir anayasaya., ihtiyaç yoktur. Lenin ile Plekhanov arasındaki ihtilâf da bu değil mi? Tkaçev, Rus devletinin meşrutî bir devlet, ve burjuva devleti hâline gelmesini istemez. Burjuvazinin gelişmemiş olması aşikâr bir üstünlüktür Rusya için, sosyal bir devrimin müjdecisidir. Rus halkı, insiyakî olarak sosyalisttir. Tkaçev, hiçbir zaman demokrat olmamıştır. Azınlığın çoğunluk üzerinde hâkimiyet kurmasından yanadır.

«Toprak ve Hürriyet» adlı popülist akıma düşmandır. Çünkü bu akım siyasî mücadeleyi inkâr eder. «Halkın Hürriyeti» adlı parti Tkaçev’in Lavrov ve Bakunin’e karşı zaferini simgeler. Ana düşüncesi devrimci bir azınlığın iktidara geçmesidir. Bu amaca varmak için de mevcut iktidarı tedhiş yoluyla parçalamak lâzımdır. Halk devrime ezelden hazırdır. Yapacağı tek iş vardır: Faal azınlığa yardımcı olmak. Bir kelime ile devrimden önce kitleyi eğitmeye ve herhangi bir propaganda faaliyetine girişmeye lüzum yoktur.

80 yıllarından başlayarak Rus marksizminin ve sosyal demokrasinin kurucusu Plekhanov, Tkaçev’in fikirlerine karşı şiddetli bir polemiğe girişir. Plekhanov, Bakunin’e de, ayaklanmaya da karşıdır. O, herşeyden önce bir Batılı, bir rasyonalist, bir ilim âşığı ve bir tekâmülcüdür. Rus ruhundaki irrasyonalizmi anlamaz. Bakunin’in ve Tkaçev’in devrimci «obskürantizmi»ne karşı ilmi ve felsefeyi müdafaa eder. Rusya’nın başka ülkelerden farklı değildir alın yazısı. Rus devriminin apayrı bir yol takip edeceği düşünülemez. Olaylar Tkaçev’i haklı çıkarmıştır. Kalın çizgileriyle Rus intelijansiyası bu.. Hizipler arasındaki tartışmaları, davranış ayrılıklarını günümüze kadar kovalamağa ne lüzum var?

Tarîkaî, Tabaka mı, Sınıf mı?

Nikolai Berdyaev

Berdiaev, bir tarikata benzetir intelijansiyayı. Bu tarikat ortodoksluğun mirasçısıdır. Tersine dönmüş bir ortodoksluk. 1917 devrimi, intelijansiyanın eseri.

İntelijansiyayı, belirgin vasıfları olan sosyal sınıf sayanlar da var. Martin Malia’yı dinleyelim: «İntelijansiya Nedir?» bu ismi taşıyan eserler alabildiğine bol. Her birinin bu soruya verdiği cevap başka. İntelijansiya tâbiri, II. Alexandr devrinde bir topluluğun adı olmuş. Oysa aynı topluluğa Nikola devrinde de rastlıyoruz. «Soylu babalar, avam çocuklar» diyor Turgeniev. Kabataslak söylersek: birinciler idealistti, ikinciler materyalist. Her ikisi de Napolyon’un «ideolog» diye karaladığı zümredendirler. Kendilerini, kucağında yaşadıkları toplumun zekâsı ve şuuru sayar, toplumun ayrı bir parçası olarak görürler. Germen idealizminin eski bir deyimi vardı, Amerika’da da çok kullanılan bir deyim: Yabancılaşmak. Rus intelijansiyası düpedüz yabancılaşmış bir aydınlar topluluğudur işte.

Ama yabancılaşmış aydın yalnız Rusya’da mı? Hayır. Bu gurbetzede insanlara her ülkede -hatta Britanya ve Amerika gibi sıhhatli toplumlarda bile- rastlamak kabil. Ama böyle bir kopuş toplum için ciddî bir tehlike arzetmez başka ülkelerde. Rus intelijansiyasının yabancılaşması derin, köklü ve etkileri daha tahripkâr. Aydın ile çevresi arasındaki uçurum çok daha geniş. Ayrı bir sosyal zümrenin, yani bir «sınıf»ın oluşmasına zemin hazırlayan bir genişlik. Sınıf deyimi biraz aşırı gelecek belki. Ama dikkat ediniz, hem intelijansiya kendini ayrı bir isimle ifade ediyor, hem de öteki gerçek sınıflar onun bu ismini benimsiyorlar. Demek ki ayrı bir topluluk olduğu kabul ediliyor intelijansiyanın. Nasıl kabul edilmesin ki? İntelijansiya yıllar boyu, soylular veya burjuvazi gibi kesin bir hüviyeti olan sınıflardan daha büyük bir baskı yapabilmiştir otokrasi üzerinde. Sonra da eski nizamın zeval saati çalınca, intelijansiyanın bir hizibi, köylülerin öfkesiyle işçiler arasındaki karışıklığı istismar ederek kendisinden daha gerçek olan bütün sınıfları hâkimiyeti altına alabilmiştir. Ama kendi de erimiştir zaferinin yarattığı şartlar içinde. Demek ki intelijansiyayı yabancılaşmış bir aydınlar topluluğu diye ele almak yeterli değildir. Rus intelijansiyası, Batı’daki aydın topluluklarına benzemez. Bu intelijansiyayı ciddî olarak vasıflandırmak istiyorsak, alışılagelen sınıf mefhumunu yeni baştan değerlendirmeliyiz. Evet., hiç bir sosyal tahlil, üyeleri birbirine yalnız «şuur», yalnız «tenkitçi düşünce», veya «ahlâkî bir tutkuyla» bağlanmış bir sınıftan söz etmez. İntelijansiya bir yanıyla Raznoçinsi’dir. Raznoçinsi’nin Rusya’daki sınıflar manzumssinde kesin bir yeri yoktur. Demek ki, aydınların ilk ayırıcı vasıflarından biri, resmî sınıflarla uyuşmayan kimseler olmaktı. İktisadî sınıf anlayışına göre toplum, feodal aristokrasi, burjuvazi, proletarya gibi parçalara ayrılır. İntelijansiya, soylularla halk arasında bir orta tabakaydı, yani Marksçı tasnifte intelijansiyanın yeri yoktu; bir orta sınıftı, ama kapitalist-burjuva mefhumuna sokulamazdı. Onları olsa olsa küçük burjuva saymak kabildi. Lenin, aydınları «burjuva intelijansiyası» olarak tarif etmek suretiyle cesur bir adım attı. Ne var ki, intelijansiyadan anladığı proleter aydınlarıydı. İyi ama marksizme göre, küçük burjuvazi, «feodal» Otokrasiye karşı savaşta öncülük etmez. Oysa intelijansiya ön safta dövüşür.

İntelijansiya, sosyo-ekonomik yaklaşımla da tarif edilemez. Bu yaklaşıma göre bir sınıfı belirleyen, üyelerinin hayatlarını kazanma tarzıdır. Kafayla çalışanlar başkadır, elle çalışanlar başka.

Her iki zümrenin düşünce ve davranışları ayrı ayrı. Ne var ki, Rusya’daki serbest meslek sahipleri bütünüyle intelijansiyaya ithal edilemez, bunların ancak bir kısmı âsi idi. Aralarında kurulu düzenle bütünleşen hocalar, doktorlar, hukukçular da vardı. Peki.. benzer bir backfround’u olan kafa işçilerinden bazıları neden kurulu düzenci oluyor da, bazıları intelijansiyaya katılıyor? Maziden arta kalan bu müphem sınıf tasnifleri intelijansiya sorununu içinden çıkılmaz hâle getirmektedir. Martin Malia, intelijansiya gerçeğini tarihin ışığı altında ele alır. Vardığı hüküm şu: «Bu topluluk üyelerini kaynaştıran, çevrelerindeki barbar dünyadan farklı ve üstün oldukları inancıdır. İntelijansiya bu soyut, fakat ideolojik ve psikolojik bakımdan reel şuur sayesinde Rus tipinde ayrı bir sınıftır.

Koestler’e göre, Rus intelijansiyası Avrupa intelijansiyasının bir parçasıdır. İkisi de aynı hamurdan yaratılmış. İkisinin de acıları bir. Şikâyetlerinin kaynağı, hayalle hakikat arasındaki uçurum. Diğergâmlıklarına bakmayın. Siyasî hürriyetin lüzumundan, köylülerin ızdırabından veya toplumun sosyalist geleceğinden söz ederken kendi acılarını konuştururlar. Bir tezadın doğurduğu acılar. Bir yanda gündelik hayatın vurdumduymazlığı, bayağılığı, çelişkileri, ötede «teori» ve  «ideoloji» adı altında nadasa bırakılmış objektif bilgi.

XIX. asrın Rusları için varılacak son amaç: Batı Avrupa medeniyeti. İngiliz parlamentarizmi, Fransız edebiyatı, Alman felsefesi. Batı, homo-sapiens’in ülkesiydi; Rusya, bozkır barbarlarının. Tarihin ne garip cilvesidir ki, yirmi yıl sonra Batı intelijansiyası Rus komünizmi ile büyülenecek; bu komünizmi, çöken kapitalizm karşısında insanî bir ütopyanın gerçekleşmesi sayacaktı.  Evet, Rus intelijansiyası ile çağdaş Batı aydınları aynı soydan geliyor, ama alın yazıları ayrı. Çağdaş Batı aydınının bâriz vasfı, nevroz. Rusların metânet, mertlik, ve yarı Asyalı fatalizmi. Aradaki fark tarihin eseri. (Bu âtıl ve uyuşuk ülke, patriyarkal feodaliteden modern kapitalizme geçerken hiçbir intikal safhası yaşamadı.) İntelijansiyanın ilk üyeleri köylü urbası giyip «halka gitmeğe» başladıkları zaman, bâkir bir dünyadaydılar. Rakipleri yoktu. İşçi veya sendikacı politika adamları karşılarına çıkıp bu maskaralıktan vazgeçin de Petrograd veya Moskova salonlarına dönün demiyordu onlara. Müjik’den yüz bulamadılar. Onlar da yabandılar, çarın memurları gibi. Ama ümitsizliğe de kapılmadılar. Tâbiye değiştirmek lâzımdı. Yığına çağrıda bulunmaktan vazgeçip terörizme başvurdular. Sökmeyince, sanayi işçisi, ordu ve topraksız köylüler arasında propagandaya giriştiler. Çekiştiler birbirleriyle; bölündüler, dallanıp budaklandılar ama tarihin ham maddesi üzerinde çalışmaları devam etti. Manevî acılarını dile getirebiliyor, dev bir tarih plânında yıkmak ve yapmak arzularını gerçekleştirebiliyorlardı hâlâ. Dağları yerinden oynatıyordu imânları, çünkü yerinden oynatılacak dağlar vardı.

Zavallı çağdaş Batı intelijansiyası. Sürülecek bâkir bir toprağı da yoktu, dert anlatacak yandaşları da. İnsanlar sorumlulukları ölçüsünde büyürler, sorumlulukları kalmayınca değerleri de kalmaz. İlk Rus ihtilâlcileriyle savaş sonu Bloomsburyieri arasındaki başlıca fark: Birincileri sorumlu, ikincileri sorumsuz. İntelijansiyaya bu imtiyazı veren tarihin kendisi. XIX. asır Rusyasında ne sendika, ne işçi partisi, ne kooperatif var. Toprak köleliği ancak 1862’de kaldırılmıştır. Toplumda tek itici güç: İntelijansiya.

Kaynak 

Cemil Meriç – Mağaradakiler

 

Reklamlar