İnceleme

Nadejda Krupskaya – Sosyalist Okul Sorunu Üzerine

Nadezhda Krupskaya’nın 1918 yılında yazdığı, Halk Eğitimi İçin Devlet Komisyonu’nun aylık Narodnoye Prosveşçeniye (Halk Eğitimi) isimli dergisinde, Petrograd 1918 Nr. 1-2. de yayımlanan makalesidir.

İster monarşi, isterse cumhuriyet olsun, burjuva devletlerde okul; geniş halk kitlelerinin ruhsal ve düşünsel baskı altına alınmaları ve ezilmelerinin bir aracıdır.

Bu tarz bir devlette okulun hedefi öğrenenin çıkarları doğrultusunda değil, yönetici sınıfların çıkarları doğrultusunda belirlenir. Öğrenenin ve burjuvazinin çıkarları çoğunlukla birbirinden farklıdır ve birbirinden ayrışmaktadır.

Okulun hedefi, okul işlerinin bütünlüklü örgütlenmesinin, okulun genel yaşam tarzının, dersin bütünlüklü ve genel içeriğinin ve okuldaki genel eğitimin şartlı ve ön koşulunu oluşturur. Okulun hedefleri, tasarladığı halk katmanına göre değişir ve şekillenir. Eğer okul, yönetici sınıfların çocukları için tasarlanmış ise, onları yaşamdan zevk alan ve yönetebilecek insanlar olarak yetiştirme görevini önüne koyar. Avrupa’nın hemen hemen bütün ülkelerinde oluşan ve finans ve manevi aristokrasinin kendilerini takip eden yeni kuşakları, kendi evlatlarını eğittikleri ve yetiştirdikleri ‘Devlet Yetiştirme Yurtları’nı ya da ‘Yeni Okulları’ bu tarz okullar için örnek gösterilebiliriz. Devlet Yetiştirme Yurtları’nın katkı payları ve harçları çok yüksektir. Çoğunlukla zengin çiftliklerde kurulurlar ve müthiş konforlu, rahat ve bilimin en son buluşları çerçevesinde donatılırlar. Bu liselerde çocukların etrafı sosyal yardım, bakım ve şefkatle çevrilmiştir. Özgürlüğün, özerkliğin ve öğretmenlerin güveninin tadını çıkarırlar. En iyi öğretmenler öğrencilerine doğanın ve sanatın güzelliklerini gösterir ve onları bilimin en kutsal alanına götürür. Sağlıklı ve yetenekli yetişmelerine özen gösterilir, müthiş dikkat edilir. Çocukların istek ve iradelerini geliştirmek, ısrar ve inat, önlerine koydukları hedefe ulaşma azmini teşvik etmek, nesnellik ve kendileri ile başkalarını yönetmek gibi şeyler gözetilerek yetiştirilir çocuklar. Eğitmenler aynı zamanda öğrencilere burjuva dünya görüşü ve bakış açısının dayanıklı ve sağlam temellerini öğretmeye çalışır ve bunların doğruluğunu tarihsel, ahlaki ve felsefi olarak açıklamaya, kanıtlamaya çalışırlar. Bunu devlet liselerinde okuyan öğrencilerin canlı hayatın değişik tonlarından, zıtlıklarından ve mücadelesinde soyutlanmış olması nedeniyle daha kolay bir şekilde yapar ve başarırlar. Ailesi işsizlik yüzünden mahvolan ve eziyet çeken bir işçi çocuğu, böyle bir Devlet Yetiştirme Yurdu’nda eğitilen ve yetiştirilen çocuğun akran ve arkadaşı olamaz. Beynine mülkiyet hakkında kazınan bakış açıları ve görüşleri; kendisinin bütün isteklerini hemen anlayıp, yerine getiren sevgili çocuk bakıcısının kendilerine anlattığı masal, hikaye, öykü, ve anlatımlarla sarsılıp yıkılmazlar. Bu anlatılanlar arasında köyün yakınında çay dolu bir tren vagonunun raydan çıkıp devrilmesi ve herkesin kapabildiği kadar çayı kapıp götürmesi sonucu köyde yaşanan sevinç olsa bile. Çocukluk izlenimleri, yardıma muhtaç bir insanın yardımına koşmalarına, zor olan yere gitmelerine ve acının evde olduğu yerde nefes almalarına müsaade etmiyor.

Okul, küçük burjuvaların çocukları için tasarlanmış ise, o zaman ‘toplumsal pastada’ belirli bir parçanın üzerinde yöneten ve ezen sınıfın hakkının olduğunu savunacak ve bu ezen sınıfın halkı yönetmesi konusunda ona yardımcı olacak bu çocukları bürokrasinin kadroları, ‘aklın ve zekanın’ kadroları olarak yetiştirme hedefi vardır. Bütün ortaokul, lise ve yüksekokulların hedefi her türden ve her çeşit memur ve burjuvazinin kalifiye hizmetlisini ‘üretmektir’. Bu tarz okullarda verilen eğitimde özellikle tüm dikkatler, ağırlık, özen, titizlik, doğruluk ve uzun nefeslilik alanlarına yönelir. Bunun yerine bağımsız ve kendi başına düşünme, sınama ve sonuçlar çıkarma yeteneği bastırılmaktadır. Öğretilen ve gösterilen bilgilerin çoğu soyut, yaşama ve hayata yabancı karakterdedir.

Böyle bir okul fiziksel çalışmayı unutturur ve tembelleştirir, insanı sırf makam ve mevki devralmaya yönlendirir ve bundan başka bir iş için elverişsiz ve işe yaramaz yapar. Böyle bir insan tamamen mevkileri dağıtan yönetici sınıflara bağımlıdır. ‘Kimin ekmeğini yiyorsam, onun türküsünü söylerim’. Ortaokul, lise ve yüksekokulların kitabi bilgileri öğrencileri yaşamdan koparıyor, emekçilerin geniş katmanlarından soyutluyor ve kendilerini kitlelere yabancılaştırıyor. Bu öğrencilere özellikle burjuva devletin yüceltilmesi ve göklere çıkartılması aşılanır.

Halk okulu söz konusu olunca, burjuvazi, proletaryanın çocuklarının eğitimini ve yetiştirilmesini tamamen eline almak için çabalamakta ve yeni yetişen nesiller üzerindeki nüfuzunu elinde tutmak istemektedir. Burjuvazi okula gitmeyi mecburi ve zorunlu kılmaktadır.

Halk okulu son zamana kadar iyi bir öğrenme okuluydu. Öğrencilere belirli temel bilgileri öğretiyordu. Çünkü okuma ve yazması olanlar; olmayıp da araç, gereç yönetmeliklerini ya da hükümet kararnamelerini okuyamayanlardan ya da adını soyadını yazamayan ve en basit hesap işlerini yapamayanlardan daha rahat yönetebilmektedir. Bir ülke sanayi açısından ne kadar gelişmişse, işçi ve köylüden talep edilen bilginin kapsamı da o kadar büyüktür. Okul bu bilgilerin aracılığını yapar. Ama bu felaket getiren bir hediyedir. Bu bilgilerin aracılığını sadece öğrenciler burjuva ideolojilerini belleklerine kazıdıkları ve benimsedikleri oranda yapmaktadır. Var olan burjuva düzenin tanrı tarafından yaratıldığı düşüncesi, öğrencilerin beynine o hep en iyi, en adil ve en makul, akla uygun olan olarak kazınmaktadır. Patronlar, amirler, yöneten kişiler en iyi insanlardır, onlar ne diyorsa itaat edilmeli ve emirleri karşı çıkılmadan yerine getirilmelidir. Her gün, her saat, her dakika öğrenci söz dinlemeye ve itaat etmeye alıştırılmakta ve amirlere, şeflere, yöneticilere karşı sürekli olarak saygı duyulması öğretilmekte ve bu doğrultuda hazırlanmaktadır.

Öğrenci küçüklükten itibaren güce, zenginliğe ve burjuva eğitime hürmet etme ve boyun eğme doğrultusunda eğitilir. Anadilde eğitim (dilbilgisi), coğrafya ve tarih dersleri öğrenciyi dizginsiz şovenizm doğrultusunda eğitmeye ve yetiştirmeye yarar. Okul, öğrencilerin arasında dostane ve yoldaşça dayanışma his ve duygusunu boğmak için çaba sarf eder. Tahrik ve teşvik, ödüllendirme, ceza ve not sistemi, öğrenciler arasında rekabeti körüklemeye yarar. Kısacası halk okulunun görevi iliklerine kadar burjuva moralini aşılamak, onların sınıf bilincini köreltmek ve rahatlıkla yönetilebilecek, itaatkar sürü haline gelecek şekilde yetiştirmektir.

Tabii ki sınıf okulunun form ve biçimleri bir ülkenin endüstriyel ve tarihsel gelişimine göre değişmektedir. İleri ülkelerde okullar daha kusursuz ve pürüzsüz, metotları daha incelikli ve düşünülmüş, ders ve öğrenim programı daha kapsamlı, okulun hedefleri daha gizli ama meselenin öz aynı kalmıştır.

Ülkemiz Rusya’da burjuvazi, sıkça bütün çocuklar için okul işleri ve sistemin bu bağlamda reformlara tabi tutulması gerektiği konusunda çok konuştu. Tek başına konuşmakla da kalmayıp, bu tarz reformların uygulanması konusunda da çalıştı. Bunu, burjuva okulunun, kendisinden bile daha çok yetkin, halk kitlelerini baskı altına alma konusunda kusursuz ve mükemmel bir araç olduğunu çok iyi kavradığı için yaptı. Okulun sınıfsal karakterini değiştirmek; ortaokul, lise ve yüksekokulların hedefini değiştirmeden ve onun entelektüel ve yaşamdan kopuk karakterini kendisinden koparıp almadan ve verilen dersi üretken emekle birleştirmeden mümkün değildir.

Halk kitlelerinin çıkarlarına sahip çıkan ve onlara uygun davranan bir işçi ve köylü hükümeti, okulun sınıf karakterini kırmak ve okul kapılarını halkın her katmanı için sonuna dek açmak zorundadır. Bunu sadece sözde değil, pratikte hayata geçirmek durumundadır. Eğitim, okulun hedefleri değiştirilmediği sürece, burjuvazinin sınıf ayrıcalığı ve sınıf imtiyazı olarak kalmaya devam edecektir. Halk temel, ortaokul, lise ve yüksekokul eğitiminin ortak bir hedefinin olması konusunda ilgili ve isteklidir. Bu ortak hedef; bilinçli ve örgütlü toplumsal içgüdülü çok yönlü gelişkin insanları; etraflarında, doğada ve toplumsal yaşamda yaşanan gelişmeleri doğru anlayıp, kavrayan, tamamlanmış ve iyi tasarlanmış bir dünya görüşü olan insanları; teoride ve pratikte hem bedensel hem de zihinsel her iş alanında donanımlı ve yetkin, hazırlıklı ve aklı başında, içerik dolu, güzel ve mutlu insanları yetiştirme odaklıdır. Sosyalizmin bu niteliklere sahip insanlara ihtiyacı vardır. Bu niteliklere sahip insanlar olmadan sosyalizm tam ve eksiksiz olarak gerçekleştirilemez

Bu insanları biçimlendirip, şekillendiren okul nasıl bir okul olmalıdır?

Birincisi, yeni nesillerin sağlığını ve gücünü geliştirmek için elinden gelen her şeyi, tüm gücünü sarf etmelidir. Çocukların iyi beslenmesini garanti altına almalı, sağlıklı uyu, rahat ve sıcak elbise, vücudun kusursuz ve sağlıklı bakımı, temiz ve taze hava ve yeterli derecede hareket gibi ihtiyaçları karşılanmalıdır. Yönetici ve ezen sınıflar çocuklarına bunların hepsini sunuyor. Ama bu, ebeveynlerinin ve ailelerinin gelir ve servet durumlarına bakılmaksızın sadece yönetici sınıfların çocuklarına değil, tüm çocuklara sunulmalıdır. Yaz aylarında okul kırsal bölgeye göç etmeli ve yerleşmelidir.

krupskaya
Nadejda Krupskaya

Çocukların dış duyuları çok erken çocukluk dönemlerinden itibaren sağlamlaştırılmalı ve geliştirilmelidir: Yüz, duyu ve dokunun duyuları vb., çünkü bu duyuların yardımı ile insan dış dünyayı tanır ve öğrenir. Algılamanın çok yönlülüğü, gelişkin ve güçlülüğü bu duyuların keskinliğine, mükemmelliğine ve gelişimine bağlıdır. Pedagoglar ve özellikle Fröbel, uzun zamandır çocuk için henüz küçük yaşlarından itibaren duyma, yüz ve hareket yeti ve diğer etki ve izlenimleri sağlamak ve sistemleştirmek gerektiğinin altını çizdi. Dış duyuların süreli olarak çalıştırabileceği olanakların çocuğa kesintisiz sunulması gerekmektedir. Bu durumda çocuk çok eren dönemlerinde gözetlemeye ve gözlemde bulunmaya gayret eder. Ona bunu nasıl yapması gerektiği öğretilmelidir… Çocuk çok erken dönemlerde içine aldığı ve benimsediği izlenimleri, hareketleri, sözcükleri ve mimikleriyle değişik biçimlerde tekrar dışa vurmaya ve yansıtmaya başlar. Kendisine kazandığı tasarım ve düşüncelerini dışa vurma alanlarını genişletebilme olanaklarını sunmak gerekir. Ona gerekli araç ve gereçler, gerekli malzeme ve donanım verilmelidir: Kendisine biçim, şekil ve form verebilmesi için kil ve balçık, kurşun kalem ve kağıt; kurup, yapması, onarması vs. için değişik araç gereç ve malzemeler verilmelidir. Ona bu araç ve gereçleri, malzemeyi kullanmayı öğretmek gerekir. Tinsel düşünce ve tasarımların maddi yansıtılması ve dışa vurumu bunların kontrolü ve zenginleşmesi için mükemmel ve olağanüstü bir araçtır. Çocuksu yaratıcılık gücü dışa vurumu hangi biçimde olursa olsun, her anlamda teşvik edilmelidir. Sanat ve dil insanların birbirine yakınlaşmasında ve kendisini ve diğer insanları tanımasında güçlü bir araçtır.

Toplumun çoğunluğunun ev ve barınma durumu çocuğun dış duyularının ve yaratıcığın geliştirecek durumda değildir. Bu nedenle bütün çocuklara yetecek kadar anaokulu ve kreş zorunludur. Anaokulları çocuğun kişiliğinin ve karakterinin özgür gelişimini izleyecek tarzda oluşturulmalıdır. En küçükler için bir çan, ya da zil sesinden sonra yürümeye zorlanan, eğitimcinin, eğitmenin talimatı üzerine belirli hareketleri bırakan bir Fransız ‘kadın işçinin’ kendisine anaokullarında çocukların nasıl öğrendiği sorulduğunda kendi tabiriyle verdiği, ‘maymun taklidi yapılan bir kışla’ işlevi taşımamalıdır anaokulları. Burjuva toplumsal düzeninde anaokulları ve kreşler işçi çocukları için çoğu kez bu tarz kışlalara dönüşüyor, ama sosyalist toplumda bu tarz askeri kışlaları andıran anaokulları ve kreşlerin yeri olamaz. Çocuk kendi duygu ve düşüncelerini ifade etmeyi öğreniyorsa, bu durumda başkalarının duygu ve düşüncelerini aktarma ve dışavurumları da kendi ilgisini çeker ve bu alanda ilgisi yoğunlaşır. Gelişimin bu evresinde (yaklaşık olarak yedi ile on iki yaş arasında, karakteristik farklılıkların çok fazla olma ihtimali vardır) çocuğun en çok ilgisini çeken konular, maddeler eşyalar ve diğer insanlardır. Bu gelişim evresinde taklit çoktur. Taklit ise yaratıcılığın özel bir biçiminden başka bir şey değildir. Yani yabancı duygu ve düşüncelerin cisimleşmesi ve canlandırılmasıdır. Bu çocuğun toplumsal içgüdülerinin gelişmeye başladığı, insani yaşam ve insan ilişkilerinin tamamı ve ilgi odağı olduğu devre ve dönemdir.

Okul, çocuğun uyanan toplumsal içgüdülerini sağlamlaştırmalı ve derinleştirmelidir. Ona emeğin, insani birlikte yaşamın, toplumsal yaşamın temelini oluşturduğu gösterilmelidir. Okul çocuğa yaratıcı, üretken, emekten zevk almasını öğretmeli ve kendisini toplumun faydalı üyesi olarak görmesine olanak tanımalıdır.

Gelişkin taklit becerisi, değişik iş becerisini kolaylaştırmaktadır. Çocuğa çalışması, iş yapması öğretilmelidir. İşin, emeğin kolektif, birlik karakteri olması gerekmektedir. Çünkü bu durum birlikte çalışma ve birlikte yaşama yeteneğinin gelişimini destekleyip teşvik eder. Emek, çalışma, güçlerin doğru değerlendirilmesini gösterip öğretir.Kendi gücünü olduğundan büyük ya da küçük görmesini önler. Ortak iş ve üretim; eşit yaşıtlarının ortalaşa ve birlikte oynaması, çocukların yetişkinlerin değişik alanlarda üretim ve yaşamlarına atılıp bir parçası olması, çocukta sosyal ahlak ve etiğin yaratılıp güçlendirilmesi için büyük oranda malzeme sunmaktadır.

Çocuğun bu gelişim evresinde, anaokulun çalışma ve faaliyetlerini devralarak geliştirmek ve sürdürmek zorunda olan okul tarafından, çocuğun dolaysız yaratma istek ve arzusunun üreten ve başkası için zorunlu emek ve üretim ile kendisini dışa vurması üzerine kurulması sağlanmalıdır. Okul genel üretim ve iş yeteneğini öğretmelidir. Okul geniş çerçevede toplumsal ilişkileri gözetmeli ve çocukların başkaları ile birlikte yaşam içinde, orta yaşamları kapsamında karşılıklı yardımlaşmasının, birlikte çok yönlü etki ve izlenim edinmelerinin, olanaklarını yaratmalıdır. Yedi ile on iki yaş grubu arasını kapsayan dönem çocukların temel okula gittiği sürece denk düşmektedir. Peki, bu okul onlara ne öğretmektedir? Yazmayı, okumayı, hesaplamayı ve bir dizi yabancı, mekanik bir tarzda kazanılmış düşünceleri öğretiyor. Ama temel okul onları çalışmaya ve üretmeye alıştırmıyor, onlara üretim ve çalışma için ne malzeme, ne gerekli bilgi, ne de zaman sunmuyor. Günümüz okulu bir öğrenme okuludur ve bu bağlamda bir emek ve üretim okulu değildir.

Günümüz okulu; çocukların toplumsal içgüdüsünü geliştirmemekte, tam tersine bu içgüdüyü boğmakta, köreltmektedir. Bu okul, çocukların oyunlarına, kolektif emeğe, çocukların yetişkinlerin üretimine ve yaşamına katılımına hiçbir değer vermemekte, tanımamaktadır. Okul, çocukların gözlem ve gözetleme alanlarında yetenek ve becerilerini daraltarak onları yaşamdan ve yetişkinlerden soyutlamakta, koparmaktadır. O, çocukların attığı her adıma karışarak, örgütleme ve düzenleme alışkanlığından vazgeçirmektedir. Temel okul, tabii ki herkes için olan bir genel ve özellikte, esasen pratik bir karakter taşımalı, iş ilkesini uygulamalı ve toplumsal içgüdüyü sağlamlaştırmalıdır.

Okulun ikinci aşaması, çocukların kazanmış oldukları bilgi ve izlenimleri pekiştirip derinleştirdiği, işlettiği ve sistematikleştirdiği bir yaşa denk gelir. Bu aşama öğrenme ve araştırma evresidir. Erkek ve kız çocuğu kendini, toplum, bilgi ve becerin değişik dallarını tanır, öğrenir. Eleştirel düşünce özellik daha güçlü bir şekilde çalışır. Bu evrede insan biçim alır. Öğrencinin bu süreçte yeterli ölçüde olgu ve izlenime sahip olması son derece önemlidir. Bu olgular öğrenci tarafından belirli bir perspektif dahilinde düzene konulur. Şimdi çok yönlü aydınlatılmaya ihtiyaç duyarlar. Bu evre dünya görüşünün oluşum ve gelişim evresidir. Bu evrede öğrenciye özellikle öğrenilmiş ve kesinleşmiş bilgilerin örgütlenmesi ve düzenlenmesi için rehberlik edecek yöntemler öğretilmelidir. Bu yıllarda öğrencilerin iradesinde belirli bir oranda zayıflamanın görülmesi mümkündür. Tamamen oluşan kişilik içine kapanır. Dış yaşam alışagelmiş düzende devam eder. Bu yaşta tüm kız ve erkek çocukların iş, çalışma ve toplumsal yaşama alışmış olması gerekmektedir. Bu yaratıcı ifade olan ‘ben’ kelimesinin zayıfladığı dönemde, üretimin değişik alanlarında iş ve çalışma mekanizmasına kazanılmaları sağlanmalıdır.

Bu okul yaşı yıllarını kapsayan ortaokul, öğrencinin kişiliğine, yani toplanan tecrübenin yalnız başına işlendiği döneme, hiç önem vermez. Üretken emek, toplumsal içgüdünün gelişimi bu ortaokul sürecinde tamamen önemsiz bir rol oynar. Temel okuldaki gibi öğrenme ve ezbere eğitim, kişiliğin aynı biçimde baskı altına alınması, aynı kitabi bilgi ve toplumsal yaşamda aynı kopuş vardır.

Yüksekokul özel bir amaç ve hedefe sahiptir. Bundan dolayı eşyanın tabiatına uygun olarak genel bir okul olarak ele alınamaz.

Bu durumda yani anaokulu, temel ve ortaokul birbirine çok yakın bağlantı ve temasta olan genel gelişimin halkalarıdır. Sosyalist okulu şimdikinden ayıracak temel olgu, bu okul için tek hedefin mümkün oldukça öğrencinin eksiksiz, çok yönlü gelişimidir. Okul öğrencinin kişiliğini baskı altına almamalı, tam tersine kişiliğinin şekillenmesine yardımcı olmalıdır. Sosyalist okul özgür bir okuldur ve onun içinde dresaj (at terbiye ve yarışı), talim ve ineklemeye yer yoktur.

Okul, öğrencinin kişiliğini oluşturma ve netleştirmesine yardımcı olma sürecinde onun kişiliğini kamu yararına çalışması ile ortaya çıkarılması doğrultusunda hazırlamalıdır. Çocukların üretici emek ve çalışmalarında geniş bir gelişim sosyalist okulun ikinci özelliği olmalıdır. Şimdi iş okulu yöntemi üzerine çok konuşulmaktadır. Ama sosyalist okulda sadece bu yöntem uygulanamaz, tam tersine çocukların üretmen emeği örgütlenmelidir.

Sosyalistler, çocuk emeğinin sömürülmesine karşıdır. Ama tabii ki çocukların güç ve kuvvetine uyan ve karşılık olan ve onları geliştiren, ilerleten çok yönlü emeği savunur. Üretken emek ve çalışma sadece çocuğun gelecekte toplum için yararlı bir halka olmasına neden olmaz, aynı zamanda o çocuğu şimdiki anda da toplumun yararlı bir ferdi yapar. Ve bu gerçekliğin bilinci çocuk için dev eğitici önem teşkil eder. Burjuva okul, çocuklar arasından üretken çalışmanın nasıl örgütlenebileceği konusunda birçok örnekler sundu: Çalışma ve tarla gruplarının örgütlenmesi, bir istatistiğin oluşturulmasına yardım, mektup taşımacılığı ve mektupları türlerine göre ayırmak, askerler için sıcak giysilerin dikilmesi, sokakların temizlenmesi, yemek hazırlanması, muhasebe, sahte gıda tespitleri, afiş asmak, edebiyat ve kitap dağıtımı, ders araç ve gereçlerinin üretimi vb. Üretken emeğin örgütlenme denemeleri bir araya toplanmalı, sistemleştirilmeli düzeltilmeli, geliştirilmeli ve çok yönlü gelişkin karakter, kişilik verilmelidir. Bu alanda sendikalar, kooperatifler, köylülerin kırsal örgütleri öğretmenlere yardım etmelidir. Bu mesele çok önemlidir, yapılabilir ve hemen öncelikli hedefler arasına alınmalıdır. Tabii ki çocukların üretken emeğini örgütleyecek bir okul, şu an var olan öğrenim okullarından farklı olacaktır. Bu okul binlerce iplik aracılığıyla yaşama ve gerçekliğe bağlı kalacak. Ders programı ile arasında sıkı bir ilişki ve bağ kurulacak olan çocukların üretken emek ve çalışmasının okul yaşamına alınması dersin kendisini daha canlı ve daha içerikli kılmaktadır. Ve böyle bir okul çalışmaya her yönüyle hazır ve her türlü işte çalışabilecek, her makine ve her türlü üretim koşuluna uyum sağlayabilecek insanlar yetiştirecektir. Onlar aynı ölçekte günümüze kadar sadece özel imtiyaz ve ayrıcalıklı tabakalar için bir ön hak teşkil eden, entelektüel iş ve çalışmaya da muktedir olacaktır. Halkın bürokrasinin baskısından kurtulabilmesi ve bizzat kendi yaşamının efendisi olabilmesi için bu işleri kendisi yapabilecek durumda olması zorunludur.

Nadejda Krupskaya
Nadejda Krupskaya

Sosyalist okul, belirli sosyal koşullar yerine getirildiği zaman düşünülebilir. Çünkü o sadece başlarında sosyalistlerin olması durumunda sosyalist olmaz. Tam tersine okulun hedefleri sosyalist toplumun ihtiyaç ve beklentilerine cevap vermelidir.

Kapitalist düzende de ender durumlarda, belirgin bir kişiliğe sahip ve güçlü toplumsal içgüdülerle donanmış ve hem fiziksel hem de kafa işine eşit elverişli ve yetenekte, çok yönlü gelişmiş insan yaratmayı hedefleyen okullarda da oluşabildi. Ama bu tarz okullar kapitalist toplum ve düzende sınırlı yaşam yeteneği olan ender ve tek başına ve yalnız bir fenomen ve görüntü olabilir. Böyle bir okulda eğitilen genç, okuldan çıktıktan sonra çok kısa bir süre zarfında eğitiminin bütün meyvelerini yok eden bir atmosferle yüz yüze kalacaktır.

İnsanların mülk sahibi ve mülksüzler, ‘entelektüel’ işte ve fiziksel işte çalışanlar olarak ayrılması üzerine kurulmuş bir toplumda, insan şu ya da bu işi seçmek zorunda kalır. Bu durumda ‘çok yönlü’ çalışma konusunda yeteneği körelirdi. Bunun yanı sıra ayrıca şu ya da bu işin nitelik ve biçimi insanın kendi elinde değildir. Tam tersine cebindeki cüzdanına ve toplumdaki ilişkilerine bağlıdır. Sadece işçilerle ‘bağı’ olan mülksüz, kendi yaşamından tamamen bağımsız olarak fiziksel çalışan insanlar grubunun arasına girmek zorunda kalırdı ve kas güçlerini satarak hayatlarını kazanan insanlar kervanına katılmak durumunda olurdu. Bu esnada belirgin kişiliği kendi önünde engel oluştururdu, tek taraflı gönülsüz ve zorunlu çalışma yaptığı işi zorlaştırır ve çekilmez kılardı. Güçlü gelişen toplumsal içgüdüler sadece gencin kavgacı bir doğaya sahip olduğu durumlarda kullanılırdı. Yoksa onlarca acının kaynağı olurdu. Sosyalist okul kapitalist toplumda sadece çok istisna durumlarda savaşçı, mücadeleci insanlar yetiştirirdi. Çünkü bir savaşçı, hayatın haşin ve sert okulundan geçmek zorundadır. Burjuva toplumuna serpilmiş sosyalist bir okul ama egzotik bir bitki, yaşamdan kopuk bir kurum ve kuruluş olurdu. Sosyalist okul, kapitalist toplumda yaşam gücüne sahip olmayan bir kurum, kuruluş olurdu. En iyi ihtimalle ilginç bir pedagojik deney olurdu. O devlet kurumu değil, özel bir kuruluş olurdu. Çünkü devlet okulunun fizyoekonomisi yönetici sınıf, burjuva sınıfı tarafından belirlenmektedir ve onun kendi önüne koyduğu hedefler başka niteliktedir. Okul işlerinin örgütlenme meselesinde burjuvazi kendi çıkarlarından hareket etmiştir. Kendi sınıf egemenliğini garanti altına alma zorunluluğunda hareket etmiş ve bireyin iyilik ve sağlığını merkezine alan bu anlayış toplumun iyilik ve sağlığını aynı derecede gözetmemiştir.

Sadece bir halk hükümeti, okul ve eğitim işleri meselesinde bireyin iyilik ve sağlığı, toplumun iyilik ve sağlığı noktasından hareket eder. Bireyin mutluluğu ile toplumun mutluluğu birbirinden farklı bir bağlamda ve birbirinden kopuk bir tarzda anlaşılmakta ve ele alınmaktadır. Bu durum halk hükümetinin başa gelmesiyle bağlantılıdır. Kapitalist ilişkiler döneminde iktidara gelmişse, bu durumda halk hükümeti sadece mümkün olabildiğince, kapitalist toplumdaki okulda var olan zihinsel kölelik karakterini biraz zayıflatan, demokratik bir okul yaratmayı isteyecektir. Okulun demokratikleştirilmesi bilgi e bilimin demokratikleştirilmesidir ve yalnızca yöneten sınıfın mülkiyeti olmasını engeller.

Ancak halk hükümeti yaklaşan ve olgunlaşan sosyal devrim sürecinde hükmeder durumdaysa, bu durumda bireyin sağlık ve mutluluğundan hareketle toplumla, eski sınıf okuluyla arayı açmak durumunda kalırdı. Bu sınıf okulu bu durumda haykıran bir haksızlık olurdu ve eşyanın tabiatına uygun düşmezdi. Ancak başlamakta olan sosyalist düzenin gereği, insanları bu toplumun kural ve ihtiyaçlarına uygun düşen bir biçimde eğitip geliştirmektir. Kapitalist toplumda işgücü saçma ve anlamsız bir şekilde israf ediliyor. Toplumda birileri çok fazla çalışırken, diğeri kendilerine dayatıldığı tarzda hiçbir şey yapmayan bir karaktere sahipti. Ama sosyalist toplumun karakteristik özelliği; işin tüm insanlara akıllı ve makul, planlı ve olabildiğince uygun ve yararlı bir şekilde dağılımı ve paylaşımı, işin isteksiz ve zorunlu bir iş olmaktan çıkarılıp, istekli ve gönüllü bir işe dönüştürülmesidir. Bunun için aynı zamanda, birbirlerinin yerini alacak, sırasıyla yerini diğerine bırakacak üretim koşullarında hem fiziksel, hem de zihinsel çalışabilecek yetenekte insanlara ihtiyaç duyulmaktadır. Bu insanlar yaptıkları işe kendi kişiliklerinin damgasını vurabileceklerdir. Üretimin karakteri insanları bu ruhla yetiştirecek, onlara bu doğrultuda yön verecektir. Ama gönülsüz çalışmaktan gönüllü çalışmaya geçiş, tek taraflı, dar yetkinleşmiş emeği çok yönlülüğe dönüştürme uzun süren bir süreci gerektirir. Bu süreç başlangıçta çok zor ve yavaş, özellikle Rusya gibi kültürel anlamda böylesine geri kalmış bir ülkede, genel eğitimin bu denli düşük olduğu bir süreç olarak yaşanacaktır. Bu süreç başka koşullar altında yetişen yeni kuşak tarafından her yönüyle toplumun değiştirilebileceği olanaklarının var olduğu bir süreçtir. Sosyalist okulun görevi ise bu gelecek kuşağı yetiştirmektir.

Kaynak – wikisosyalizm.org