Kitap İnceleme

Artamonov Ailesi: Kölelikten Burjuvalığa

Artamonov Ailesi romanında yer alan herkesin, farklı, etkileyici ve yaşayan birer roman kahramanı olduklarını bir kez daha vurgulayalım. Bu gerçekçi roman, okuyan üzerinde derin etkiler bırakan farklı bir Maksim Gorki yapıtı…

Kaynak – oggito.com –  Hülya Soyşekerci

Toplumsal dönemlerin çalkantılarını ve bunların bireylerin iç dünyasında bıraktığı etki ve izleri, kurmaca bir ailenin karakterleri üzerinden dile getiren; hayatı dilin içindeki anlamlar dünyasında yeniden üretip edebiyat estetiğiyle şekillendiren pek çok romanın varlığı bizlere yabancı değil. Bu aile hikâyelerinde çoğumuz kendi aile köklerimize benzeyen özellikler bulur; insanlığın evrensel konu ve sorunlarının yüzlerce yıldan beri pek değişmemiş olduğunu fark ederiz. Romanların çatısını oluşturan bu aile hikâyelerinde, sosyal zaman, tarihsel zaman içinde akarken, bireylerin kendi kişisel tarihleri bu zamanlara eklemlenir; aile, kuşaklar boyu sürdükçe, yaşanan toplumsal değişimler aile bireyleri ya da ailenin soy ağacı üzerinden okunabilir, yorumlanabilir ya da tanımlanabilir. Roman, içindeki kurmaca karakterler vasıtasıyla tarihsel ve sosyal zamana dokunur; bu dokunma noktalarında, metin, hayat ve edebiyatın buluşmasından doğan yepyeni güzelliklere açılır.

Dünya edebiyatında, bir ailenin ya da ailenin kuşaklarının kahraman olduğu ve bu kahramanların toplumsal dönemler içindeki yaşantılarının işlendiği pek çok roman vardır. Dostoyeski’nin Karamazov Kardeşler’i, Thomas Mann’ın Buddenbrook Ailesi, Marquez’in Yüzyıllık Yalnızlık’ı gibi romanlar bir aile çevresinde geçer. Ailenin ilk kuşağındakiler kahraman rolünü roman zamanının akışı içinde sonraki kuşaklara devrederler. Böylece, hem toplumsal farklar hem de düşünce, zihniyet, davranış ve yaşama tarzı değişiklikleri roman kahramanlarının yaşantıları içinden net olarak görülebilir.

Söz konusu aile/kuşak romanlarına Maksim Gorki’nin Artamonovlar’ını ya da dilimize çevrildiği adıyla Artamonov Ailesi’ni* de eklemek gerekir. Maksim Gorki (1868-1936) bir dönem sosyalist gerçekçi edebiyatta söz sahibi olmuş; Lenin’le yakın bir dostluk kurmuş bir Rus yazarı. Roman, öykü, tiyatro oyunları ile ün kazandı. Beş yaşındayken babasını, on bir yaşındayken annesini kaybeden Gorki’yi anneannesi ve büyükbabası büyüttü. Çok küçükken çalışmaya başladı ve hayatın yoksul ve karanlık yüzüyle erkenden tanıştı. Gorki, o yıllarını otobiyografik romanları olan ÇocukluğumEkmeğimi Kazanırken ve Benim Üniversitelerim’de dile getirdi. Çocukluğum’da belirttiğine göre, büyükannesinin kış akşamlarında soba başında kendisine anlattığı hikâyelerden büyük keyif aldı. Bu hikâyeler onun düş dünyasını besledi. Büyükannesinin buğulu ve güven veren sesinden dökülen kelimeler insanlık üzerine derslerle doluydu. Bütün bu yaşantıları sayesinde Rus işçi sınıfını, emeğiyle hayatını kazananları, onların yoksulluk ve acılarını yakından tanıma olanağı buldu. Bir gemide bulaşıkçılık yaparken kitap okumayı keşfetti. Gorki’nin gerçek adı Aleksey Maksimoviç Peşkov’du. Bir gazetede yazmaya başlayınca Rusça’da “acı” anlamına gelen Gorki takma adını kullanmaya başladı. Daha sonra öykü ve romanlarıyla ün kazanmaya başlayan Gorki’nin sosyalist ideolojiyi en keskin hatlarıyla işlediği romanı Ana oldu. En çok bu romanıyla tanınan Gorki, zaman içinde Sovyet liderleriyle bazı düşünsel ayrılıklar da yaşadı. Uzunca bir süre İtalya’daki evinde kalan Gorki İtalya’daki faşist rejimden rahatsızdı. Dönmesini isteyen çağrıları da dikkate alarak ülkesine yeniden geldi. Son dönemlerinde yazdığı romanlarda Çarlık dönemi Rusya’sından toplumsal kesitleri yansıtmayı yeğledi. Bu romanları arasında en etkileyici olanı ve en dramatik boyutlar taşıyanı Artamonov Ailesi oldu.

Artamonov Ailesi’ni okumak, her şeyden önce, toplumsal duyarlılığını metninde yoğun olarak yansıtan, toplum-birey arasındaki o gerilimli ve sancılı ilişkiye dikkat çeken bir yazara ait romanın dünyası içine girmek anlamına geliyor. Kitabın ilk sayfalarında Alan Hodge’un kaleme aldığı sunuş yazısının, romanla ilgili genel bir fikir edinmek isteyenlere ışık tutar nitelikte olduğunu belirtmek gerek. Bu yazıdan öğrendiğimize göre Gorki, Artamonov Ailesi’ni yazdığında elli yedi yaşındaydı. Kitabın yazılması üzerinden on yıl kadar bir süre geçtikten sonra hayli kuşkulu bir ölümle hayata veda etti Maksim Gorki. Artamonov Ailesi’ni yazdığı sıralarda Rusya’da savaş ve devrimin karmaşası sona ermiş, yepyeni bir toplumsal düzen kendini göstermişti. İnsanların geleceğe dair umutları vardı.

Alan Hodge’a göre Artamonov Ailesi, Gorki’nin yapıtları arasında en etkileyici ve en dramatik olanıdır. Romanda Rusya’daki orta sınıfların devrim öncesi on yıllardaki trajedisi ve güç yitimi bir aile üzerinden anlatılır. Artamonov Ailesi kumaş üretimi ile uğraşan, hayatı kendi penceresinden açıklamaya çalışan bireyleriyle dikkati çeker. Sosyolojik anlamda en küçük toplumsal yapı olan aile üzerinden dönemin toplumuna panoramik bir bakış açısı sunulur.

Kaynaklar, eleştirmenler ve okurlar, Gorki’nin son derece etkileyici, yaşayan, bütün ayrıntılarıyla insanın muhayyilesinde canlanan roman karakterleri yaratma ustalığı konusunda hemfikirdirler. Artamonov Ailesi, Gorki’nin karakter yaratma gücünü, etkileyici sahnelerle yazma yeteneğini en iyi temsil eden romanı olarak nitelendirilebilir. Bu romanında mizahla trajediyi, şiddetle acımayı, coşkunlukla içe dönüklüğü eşsiz biçimde harmanlamıştır Gorki. İtalya’dayken yazdığı bu romanda 1917’de sona eren çağı daha eksiksiz bir anlayışla görebilmiş, kendi ülkesinin geçmişindeki olaylara, (Çarlık döneminin son zamanlarına ve devrimin en hareketli anlarına) yabancı bir ülkeden ve belirli bir mesafeden bakma olanağı bulmuştur. Yazar drama duygusunu bu romanında doruğa ulaştırmıştır. Alan Hodge’a göre “Artamonovların yükselişi ve düşüşü, deyiş yerindeyse, tarihin büyük bir çağının ötesinden gözlemlenerek anlatılmaktadır.” Yazarın devrim öncesinde yazdığı romanlarındaki sert söylemler, acı suçlamalar, ahlak dersi verme eğilimi bu romanında yoktur. Daha dingin ve sakin yıllarda, belirli bir mesafeyle, olgunluk ve bilgelikle yazılan Artamonov Ailesi’nde yazar insani bir dramın penceresinden topluma ve devrime bakmaktadır. Devrim, Artamonov Ailesi’nin yaşayan kuşaklarını kaçınılmaz olarak silip süpüren bir doğal afet gibidir adeta. Devrimden sonra aile üyelerinin yaşantıları giderek zorlaşır, bir trajediye dönüşür.

Olayların içinde başlıca kahramanlar

Romanda dikkat çeken yönlerden biri, ailenin kurucu üyesi Büyük Artamonov’un(İlya) tipik bir Gorki kahramanı olarak karşımıza çıkmasıdır. Halktan biridir, geldiği yeri asla inkâr etmez, kararlı, güçlü, inatçı ve cesurdur. İşçileri ve ailesini güçlü kişiliğiyle yönetir. O yılların Rusya’sı, romanın toplumsal arka planını oluşturur. Feodalizm çözülmekte, yeni bir toplumsal hareket olarak küçük sanayi işletmeleri ve dokuma fabrikalarının kurulmasıyla manifaktür aşamasına geçilmektedir. Bu sınai gelişmeyi yaratanlar, yeni bir sınıfın; sanayi burjuvazisinin doğuşunu temsil ederler. İlya Artamonov, özgürlüğüne kavuşmuş bir toprak kölesidir. Yıllarca Prens Ratski’nin Rata nehri kıyılarındaki topraklarında çalışmış; Prens’ine hizmet etmiştir. Köleliğin kaldırılmasından sonra, o da özgürlüğe kavuşur. Prens ondan parayı da esirgememiştir.

Bir fabrika kurma düşüncesiyle ailesiyle birlikte Dromov adlı kasabaya gelir İlya Artamonov. Tamamen yabancı olduğu bu kasabada yeni bir hayat kurmak niyetindedir. Kasabaya gelince önce kilisedeki ayine gidip mum yakar. Artamonov Ailesi’nden; yani oğulları ve İlya’dan “dört güçlü kuvvetli adam” diye söz edilir kasabada. Oğullarıyla birlikte doğrudan valiye gidip görüşen İlya, bir iş adamı gibi kısa ve öz olarak meramını anlatır. Bir keten dokuma fabrikası kuracak ve kasabalılara yeni bir iş alanı açacaktır. İlya’nın karısı ölmüştür; dul olduğunu söyler. Oğulları; en büyük olanı Piyotr, kambur olanı Nikita ve oldukça yakışıklı olanı Aleksi’dir. Aleksi en küçükleridir ve aslında İlya’nın yeğenidir, amcası İlya, Aleksi’yi evlat edinmiştir. Ailenin ilk kuşak oğullarıdır onlar. Vali’nin “köylüler pek keten ekmez buralarda.” sözü üzerine İlya “Ekmezlerse ektiririz.” şeklinde konuşur. Bu tarz konuşmaları onun güçlü ve baskın kişiliğini yansıtır. Metinde onun ses tonu şöyle betimlenir: “Artamonov’un sesi kalındı. Kabaydı. Koca bir davula inen tokmakların sesi gibi güm gümdü.”(s.16) Artamonov’un, dış görünüşü de güçlü, heybetli ve etkileyicidir: “İriyarı, enine boyunaydı. Gür sakalları kıvır kıvırdı ve yer yer kırlaşmıştı. Kafası, bir kara koyun postundan kesilmiş bir yama gibi kara, kıvırcık saçlarla örtülüydü. Çingene saçına benziyordu. Kocaman bir burnu vardı. İçine az önce mürekkep damlamış su gibi mavi ebrulu gri gözleri, alnında iki bitişik yay çizen gür kaşları altında, üstten üstten bakıyordu. Ayindekilerin gözünden kaçmayan bir başka özelliği de, ellerini iki yana sarkıttığında, dev yumruklarının, dizine vardığıydı.” (s.13)

Artamonov’un oğulları da, Vali Baymakov’un bakış açısından şöyle anlatılır: “Leylak rengini andıran üzgün gözleriyle Artamonov’un kapı ağzında hazır olda duran oğullarına baktı. Hiçbiri birbirine benzemiyordu. En büyüğü babası gibiydi. Göğsü geniş, kaşları kavisli, gözleri iri iriydi. Nikita’nın gözleri kız gözlerine benziyordu. İri ve gömleği gibi maviydi. Aleksi, kıvırcık saçlı, al yanaklı, kumral bir delikanlıydı. Gülen gözleriyle tatlı tatlı bakıyordu.” (s.16) Baymakov “Askere gidecek var mı?” diye sorduğunda Artamonov; “Yok. Bana gerek hepsi. Üçünün de bedelini verip azat ettirdim” diye yanıtlar. O dönem Rusya’sında bedel ödeme yoluyla askerlikten muafiyetin olduğunu da öğreniriz böylece. İlya Artamonov, araştırmacı, cesur girişimcilerin prototipi olarak yer alır romanda. İnanılmaz bir emrivakiyle “Dünürün olacağım. Kızını büyük oğluma istiyorum.” der Baymakov’a. Onun tek kızını kimseye sorup danışmadan büyük oğlu Piyotr’a ister. Öğreniriz ki bu isteğinden önce Artamonov, kasabaya dört kez gelmiş, Vali Baymakov ve ailesiyle ilgili araştırma yapmıştır, Baymakov’un tek kızı Natalya’yı, büyük oğlu da görmüştür ayrıca. Baymakov’dan kendi hakkında Prens’ten bilgi almasını ister, kendisinden ona kötülük gelmeyeceğini belirtir. Durumu karısına da anlatan Baymakov, sağlığı iyi olmayan bir adamdır. Bu sarsıntı ve heyecana dayanamaz, beş gün sonra yatağa düşer, kısa sürede ölür. Bir süre sonra Piyotr ile Natalya nişanlanırlar. Artamonov, dünürü Ulyana’ya yakınlık duyar ve bunu çeşitli vesilelerle ima eder; ancak kadın, kocasının yasını tutmaktadır, bu ilgiye yanıt vermez.

Kasabalılar baba ile oğullarını ilk anda aralarına almak istemez, onlardan uzak dururlar. İlya Artamonov hiçbir şeye aldırış etmez; kasabada dokuma fabrikası kurma girişimlerine devam eder. Artamonovlar kendi yağlarıyla kavrulur, kimseyle görüşmezler. Kasabalılar da onlara güven duymaz; onların sahtekâr olduklarından kuşkulanırlar. Derken, baba Artamonov’un en büyük oğlunu yanına katıp çevre köyleri dolaştığı ve köylüleri keten ekmeye heveslendirdikleri haberi yayılır ortalığa. Bu gezilerden birinde birkaç asker kaçağının saldırısına uğrarlar ve İlya Artamonov bu adamlardan birini kayışın ucundaki demir topağıyla öldürür. Ötekileri de yaralar. Polis, Artamonov’u bu hizmetinden dolayı över; ancak yoksul mahallesinin papazı, adam öldürme cezası olarak kilisede 40 akşam dua etmesini önerir. İlya, oğlu Nikita azizlerin efsanelerine dair kitaplar okuduğu zaman ona da fazla kulak asmaz.

İlya gerçekten son derece “dünyevi” bir adamdır. Oğullarına sık sık öğütler verir, ona göre insan her zaman kendi işini kendi görmelidir, patron olsa bile. Kendi aklını kullanmalı, kendi kararlarını cesaretle ve özgürce vermelidir. Köleyken ne derlerse onu yaptığını, işler yolunda gitmediğinde sorumluluğun kendisinde olmadığını, kendi hayatını bile düşünmeye hakkının olmadığını anlatır oğullarına. “Hayatı ciddiye alın. Biz yaşamıyorduk; ama canlıydık. Yaşamayan canlılar… Elbet, o vakit, insanın sorumluluğu daha az oluyor. Atacağı adımlar başkası tarafından saptanıyor. Öyle yaşamak daha kolay belki… Ama anlamsız…” diye söz eder o günlerinden. Çar’ın binlerce köleye özgürlük vermesini yorumlarken, özgürleşen kölelerin emeğinin daha verimli, daha üretici olacağını düşündüğünü belirtir. İlya’ya göre bu durumda herkes yaşayabilmek için daha üretici olacak, kime isterse ürettiğini ona satacaktır; yeteneğine göre, istediğine göre… Yaşanan dönemi de çok veciz bir şekilde dile getirir İlya Artamonov: “Soyluluğun defteri dürüldü artık. Kim çalışırsa o soyludur bundan böyle.” (s.24) Bu sözler, feodalizmin çözülüşünü, yeni sermaye birikimleriyle yeni girişimcilerin hayatı yeniden kuracağını, dolayısıyla kapitalizmin adım adım gelişini ifade eder. Kölelikten burjuvaziye giden yolun başlangıç noktasındadır Artamonov. Fabrikasını kurar ve çevre köylerden emekçilerin orada çalışmasını sağlar. İlya Artamonov böylece çağı kavramış, cesur, gözü pek, güçlü bir karakter olarak romanda yer alır. Ailesinde, çevresinde ve fabrikada yaptırım gücü ve otoritesi fazladır. Bu otorite, kaynağını onun baskın karakterinden alır.

Büyük oğlunu evlendiren İlya, düğün şenliklerinin yapıldığı bir gece, dünürü Ulyana’ya zorla sahip olur. Bu durumu Natalya ve Piyotr da fark eder. Ancak günler ilerledikçe Ulyana ile İlya arasındaki gizli ilişkinin devam ettiğini görürler. Ulyana bu ilişkide yıllar süren evliliğinde yaşamadığı duyguları keşfetmiştir; İlya’ya güçlü duygularla bağlanır; giderek onunla birlikteliği tutkuya dönüşür.

Maksim-Gorki

Olayların kronolojik zamansal çizgiyi takip ettiği romanda İlya Artamonov idareyi uzun süre elinde tutar, fabrikanın ve işçilerin her türlü sorumluluğunu üstlenir. Planlı, stratejik hareket eden, kararlı, güçlü, ikna yeteneği olan, çalışkan ve girişimci biri olan İlya; zaman zaman kaba, hırslı ve hoyrat bir insan portresi de çizer. Fabrikasını geliştirmek için çılgın bir hırsla çalışır. İlya, sanayici sermayedarın Rus toplumundaki ilk örneklerinden birini temsil eden bir kahraman; bir geçiş karakteri olarak yer alır romanda. Kölelikten geldiği, çalışmanın anlamını bildiği için emek konusunda duyarlıdır, fabrikasının emekçilerine yabancılaşmamıştır, onlara çoğu zaman bir baba gibi davranır. Kutsal günlerde işçilerine güzel bir ziyafet çekmeyi ihmal etmez. Onların neşeli ve istekli olarak üretime katılmalarını önemser. İşçileriyle şakalaşır, onlara senli benli davranır. Ziyafetlerde usta bir ev sahibi olarak her masaya yetişmeye, herkesin hatırını saymaya dikkat eder. Onlarla birlikte bol bol içki içip naralar atar. İlya’nın çevresindekilerin gözündeki durumu şöyle anlatılır: “Herkes hayrandı ona. Şen şakrak haline, alçakgönüllülüğüne hayrandı. Ve kendisi, bunun farkındaydı. Böyle sevilen bir adam olduğunu düşünmek, bir fıçı biradan daha çok sarhoş ediyordu onu. Güneşli bir bahar günü gibi, yeni yeşeren taze yapraklar gibi, iğneli yapraklarını mavi göklere diken çam ağaçları gibi pırıl pırıldı İlya Artamonov. Ve çamların, baharın, koskoca bir dünyanın kokusuyla sarhoş…” (s. 84) Ulyana “Babanızdan örnek alın çocuklarım! İşçilerin kalbine girmesini bileceksiniz. Bak görüyor musun Piyotr?” (s.85) sözleriyle İlya’nın tutumunun altını çizer.

Baba Artamonov’un ölümü, her işi kendi yapma arzusundan kaynaklanan sıra dışı bir ölüm olarak çocuklarının hafızasına kazınır. İlya Artamonov, fabrika için ısmarladığı çok ağır ve büyük bir kazanın taşınması işleminde işçilere gayret vermesine rağmen onların bunu başaramadığını görünce tek başına kazanı taşımaya kalkışır. Vücudunu o denli zorlamıştır ki ani bir iç kanamayla olduğu yere yığılıp kalır. Yanakları kül rengini alır, gözleri korkuyla açılıp kapanır, çenesi titrer. O iri ve dimdik gövdesi birden küçülür sanki. Kan tüküren İlya’yı hemen eve götürürler. İlya, ölüm döşeğindeyken günahlarının çok olduğunu söyler; Ulya’nın bir hatası olmadığını belirterek, kendi anaları gibi ona sahip çıkmalarını ister çocuklarından. Natalya’dan, yaptığı kabalıklardan dolayı özür diler, onunla helalleşir. Piyotr ve Aleksi’ye “Sakın kavga etmeyin birbirinizle, adamlarla. İşçilere karşı iyi davranın.” diye vasiyet eder. Aleksi’ye de “O gezdiğin kızla evlen. Gezip tozup bırakma.” der. Rahip gelir. Son nefesini vermeden önce oğullarına döner: “Çocuklar bölünmeyin. Birbirinizden ayrılmayın. Bölünmeyi, parçalanmayı götürmez fabrika. Piyotr, en büyükleri sensin… Her şeyden en sorumlusun… Anladın mı? Haydi, gidin şimdi.” der. Kambur oğlu Nikita’dan söz etmeyince Ulyana uyarır onu. İlya bunun üzerine “Nikita nerde? Nikita’ya iyi bakın. Haydi, gidin…” der. Birkaç saat sonra da kan kaybından ölür Artamonov. Ulyana çok sarsılır, perişan bir ruh hali içine girer. Piyotr şaşkın haldedir. Aleksi cenaze işleriyle uğraşır. Nikita sağlığında kendisine pek iyi davranmayan babasının çalışkanlığına, işine sarılışına ne kadar saygı duyduğunu daha iyi anlar. Öylesine güçlü bir adamın birden ölüvermesi yıkmıştır onu. Cenazeye kasabanın kalburüstü kişileri gelir. Artamonov her şeye karşın kasaba insanlarına ve ileri gelenlerine kendini kabul ettirmeyi başarmıştır. Babalarını överek onun bölgenin en büyük fabrikatörü ve kasabanın seçkin bir kişisi olduğunu, onunla gurur duyduklarını söylerler. İçlerinden bazıları fabrikayı oğullardan satın almak ister, ama onları ikna edemez.

Ulyana üzüntüden bir yıl içinde çöküp ihtiyarlar. Oğullar babalarının ölümünü izleyen süre içinde vasiyetin gereği olan konuları da dikkate alırlar. Aleksi, Olga ile evlilik hazırlıklarına başlar. Olga hayli sert tabiatlı bir kızdır. Aileye gelin olarak geldiğinde çok kişiye mesafeli durur. Aleksi’nin evlenmeden önce oldukça özensiz, savruk bir hayatı vardır. Süslü eşyalara meraklıdır ve soylular gibi yaşama özentisi içindedir. İleriyi fazla düşünmez görünür. Aleksi giderek fabrika işlerine sıkıca sarılır.

Piyotr da fabrikanın başında olmasına rağmen fabrikanın günlük işlerinden, günlerin gecelerin renksizliğinden ve tekdüzeliğinden bıkmıştır. Böyle günlerde biri ona yan baksa ya da yalnızca selam verse, hatırını sorsa öfkelenip çılgına döner, en tatlı sözleri bile ters anlar, kavga çıkarır. Karısı ile ilişkilerinde sevgi ve anlam bulamamaktadır. Natalya onun soğuk ve ilgisiz olduğunu düşünür; ara sıra ona sitem eder. O sırada kasabada yayılan salgın hastalık nedeniyle fabrikada işçiler ölür, bir kısmı da hasta yatmaktadır. Piyotr ve Natalya onlara moral gecesi düzenler. Yoksul ve perişan işçiler bir gece de olsa mutlu hissederler kendilerini.

Piyotr, şiddetten kaçar ve karısına bir fiske bile vurmamaya dikkat eder. İlk oğluna İlya adını verir. İlya çok zor bir doğumla annesini zorlayan iri bir bebek olarak dünyaya gelir. Küçük İlya sıra dışı, zeki, farklı bir çocuktur, uzun boylu, sağlıklıdır. Beş yaşından beri evin en önemli kişisidir. Bir değil yüz oğlan gelse onun yerini alamaz diye düşündürür çevresindekilere. İyice şımartılmıştır, kimsenin sözünü dinlemez, dilediğini yapar. Kimsenin aklına gelmeyecek yaramazlıklar yapmakta ustadır. Piyotr ona söz geçirmekte zorlanır; çok dik başlıdır Küçük İlya. Daha sonra doğan oğlu Yakov oldukça silik, şişman bir çocuktur. Piyotr, İlya’nın geleceğinin parlak olacağını düşler, onun güçlü kişiliğini babası İlya’nınkine benzetir. İlya ile ilgili büyük düşleri vardır Piyotr’un: “ İlya büyük umutlar uyandırıyordu onda. Fabrikanın bahçesinde, hafif hafif ıslık çalarak, elleri cebinde dolaşan, dokuma tezgâhlarının önünde volta atan, ya da hızlı adımlarla işçi mahallesine yürüyen oğluna baktıkça onun ilerde büyük bir adam olacağına, Artamonov fabrikalarının başına geçip dünyayı parmağında döndüreceğine inanıyordu.”(s.164)

Ancak yıllar geçtikten sonra, büyük kente eğitim ve tahsil için gönderdikleri İlya’nın çok değiştiğini, kitap okudukça ve aydınlandıkça fabrikayla ilgili konulardan uzaklaştığını görür. Kendini tarih bilimine adayacağını söyleyen İlya’nın kararı kesin ve nettir: “Ben fabrikatör olmayacağım. Bana göre değil bu iş.” (s.186) Baba oğul tartışırlar. İlya babasının düşüncelerine katılmaz; Piyotr da “tarih okumanın karın doyurmayacağını” söyler. Bir uzlaşmaya varamazlar. İlya okumaya devam etme konusunda kararlıdır. Daha sonraki süreçte sosyalistler arasına katılan İlya, babasının kendisiyle ilgili düşlerini boşa çıkarır. Babasının gönlünden ve romandan çıkıp gider.

Bir roman kahramanı olarak Piyotr Artamonov, kitabın en karmaşık, en dramatik karakterlerinden biridir. Piyotr yetenekli bir adamdır, ancak babasından daha zayıf bir kişiliği vardır. Görev sorumluluğu ve çalışma alışkanlığı onu işe bağlamakta, ancak çözümleyemeyeceği sorunların ortasında bocalamaktadır. Sunuş yazısını yazan Alan Hodge’a göre, işçiler için olduğu gibi fabrika sahibi ve ailesi için de üretim yaşamı artık bir serüven olmaktan çıkmıştır; makine, kendisini üretenleri köle haline getirmiştir.

Piyotr, oğlunun arkadaşı küçük Pavel’den içten içe nefret eder. Çünkü Pavel, Piyotr’un işçi kız Zinayda ile ilişkisi olduğunu söylemiştir oğluna. Bu durum İlya ile arasını bozmuştur. Piyotr, gizlice Pavel’i öldürür, cinayeti ahlak uğruna işlediğini düşünerek vicdanını rahatlatmaya çalışır. Ancak bu olayı yıllarca içinde sürekli kanayan bir yara gibi taşır. Çift kişiliklidir Piyotr; kendini sefahat âlemlerine kaptırır; hayatın anlamını oralarda bulmak ister. İçi o kadar karmaşıktır ki günah bile çıkaramaz. İnsan öldürmenin verdiği iç sıkıntısıyla bir bunalım ve arayış dönemine girer Piyotr. Sefahat âlemlerinde fantastik bir dünyanın içinde bulur kendini. İç dünyasını derinleştiren satırlar şöyledir: “Artamonov, bu kopuk kopuk ve bir karabasana benzeyen âlemle içinde kendini buluyor, bu zevkten kudurmuş ve dünyanın tüm özgürlüklerini yalnız kendilerine bağışlayan insanlar arasında kaybolup gidiyordu. Yaptıklarını sonradan düşünmeye başladığında yepyeni bambaşka bir Piyotr buluyordu. Durmadan içen, hiç ayık gezmeyen, ve hep olağanın dışında bir şeylerin olmasını bekleyen Piyotr. Bu Piyotr, her şeyden daha önemli, herkesten daha üstün, büyük bir şey yapmak istiyordu. Sonsuz, sınırsız bir acı, ya da masallarda bile görülmedik büyüklükte, sonsuz, sınırsız bir sevinç dünyasına dalsa ve bir daha hiç çıkmasaydı…” (s.213) Bir kişilik bölünmesi yaşayan Piyotr romanın sonuna kadar aynı ruhsal durumunu sürdürür; hayat yorgunu yaşlı bir adam olmuştur artık… Kavuştuğu büyük maddi zenginliğe rağmen mutlu olamamıştır ömründe. Bolşeviklerin başa geçmesiyle birlikte fabrika ve tüm mallarına el konan Piyotr, korkunç bir sefalet ve açlığın pençesinde yaşama tutunmaya çalışır.

Piyotr’un, kardeş gibi birlikte büyüdüğü kuzeni Aleksi de romanda özellikle fabrika işlerine yoğun olarak ilgi göstermesi, sık sık Moskova’daki sanayi fuarlarına gidip oradaki iş adamlarının yaşamlarını yakından gözlemlemesiyle dikkati çeker. Süslü eşyaya, mala düşkünlüğü, sade bir yaşam sürdürerek ölen amcası İlya Artamonov’dan çok farklıdır.

Romanın en derinlikli kahramanlarından biri de Nikita’dır. Kamburluğu yüzünden dışlanan, önemsenmeyen hatta alay edilen biri olmasına rağmen, o, hiç aldırış etmeden çevresine yardım etmeye, işleri kolaylaştırmaya gayret eder. Naifliği, içtenliği ve inceliği iri mavi gözlerinde toplanmış gibidir. Natalya’ya gizli, içten bir sevda ile bağlıdır. Natalya ona şefkat ve merhamet gösterir; ancak Nikita’nın ilgisinin gizli bir sevdadan kaynaklandığının farkında değildir. Bir gün Natalya’nın kendisi hakkında kötü sözler söylediğine, onu hiç beğenmediğine kulak misafiri olunca dünya başına yıkılır. İple kendini asarak intihar etmeye kalkar, son anda kurtarılır. Bunun üzerine, bir manastırda yaşamaya karar vererek baba evini terk eder. Herkese, her şeye kırgın ve küskündür. Babasının ölüm yıl dönümlerine bile baba evine gelmez, fabrikadaki hissesini kardeşlerine devreder. Aradaki iletişimi eskiden beri yanlarında çalışan Tikon Vialov sağlar. Uzun yıllar geçmesine rağmen ruhu çalkantılar içinde olan Nikita, sığındığı manastırda da huzur bulamaz. Rahip olmaktan hoşnut değildir. Kilisenin maddi kazançlar sağlayan bir işletmeye dönüştürülmesinden rahatsızdır. İçinde, insana ve Tanrı’ya dair inanç kalmamıştır. Çok sonra baba evine dönen ve orada da birçok üzücü konuyla baş etmek zorunda kalan Nikita, yaşamı boyunca çile çeken bir kahraman olarak yer alır romanın sayfalarında.

Artamonov Ailesi romanının kahramanlarından biri, aileden olmamakla birlikte aile bireyleri üzerinde büyük etkileri olan ve uzun yıllar boyunca Artamonovlara hizmet eden sadık bahçıvan Tikon Vialov’dur. Sağduyu sahibi oluşuyla; geleneklere bağlılığı, içten ve erdemli duruşuyla, yüzyıllar boyunca toplumda yaşayan Rus köylü ruhunu temsil eder. Piyotr onu hiçbir zaman sevmez; çünkü Tikon onun pek çok suçunu, pek çok sırrını bilmektedir. Öykünün sahneleri, bir film makarası gibi önümüze serildikçe Tikon’un Artamonovların fabrikasının kofluğunun ve boş gururunun baş tanığı rolünü üstlendiğini görürüz. Piyotr’un oğlu Yakov ve Aleksi’nin oğlu Miron da fabrika işlerinde söz sahibi olur ve birlikte yönetirler fabrikayı.

Kadınlar ve geleneksel toplum

Romanda, dönemin geleneksel yapısı içinde özellikle kadınlar üzerindeki yoğun baskılara da yer verilmesi dikkati çeken bir durum. Nişanlılık döneminde gençlerin buluşup görüşmelerinin kısıtlanması, gerdek gecesi sonrası gelinin gömleğinin “namus” simgesi olarak gösterilmesi, toplum baskısının gençlerin özgürlüğüne engel olması ilk bakışta göze çarpmaktadır. Bunun yanı sıra romandaki kadın kahramanlardan bir kısmı kocasından fiziksel ya da psikolojik şiddet görür. O dönemde aile içi şiddetin önemli yer tutmasının yanı sıra boşanma da imkânsız olduğu için kadınların durumu hayli zordur. Genç kızlar için evlilik yaşının 13’ten başlaması, kadının yıpratıcı bir yaşantı içinde yer alması demektir aynı zamanda. Özellikle köylü kadınlar çilekeş bir hayatı kader olarak yaşarlar. Kocalarının babalarından cinsel taciz görmeleri, sık rastlanan bir olgu durumundadır. Nitekim İlya Artamonov’un arada bir gelinine utanmazca baktığı, bakışlarıyla onu taciz ettiği dile getirilir romanda. Natalya bu durumdan rahatsız olsa da sesini çıkarmaz, sanki böyle bir durum yokmuş gibi davranır. Öteki kadınlar gibi şiddet görmez, ama kocası da soğuk, anlayışsız ve kaba gelir ona. Bir gün annesine kocasından yakındığında şu cevabı alır: “ Erkekler arı gibidir. Çünkü erkeklere göre biz kadınlar bal alınacak, özü çıkarılacak birer çiçeğiz. Bunu böyle bil, ve arının iğnesine alışmaya çalış. Erkeğinin çiçeği olduğunu düşünürsen alışman kolaylaşır. Erkekler her şeyi bilir, bu yüzden de büyük sorumluluklar taşırlar. Her iş onlara bakar. Bizden daha çok şeyi düşünmek zorundadırlar. Kiliseleri, fabrikaları hep erkekler yapar… Bak, kayınpederine, çorak topraklarda koca bir fabrika kuruverdi.” (s.83) Bu sözler genç kadınlara kuşaklar boyunca aşılanan pek çok muhafazakâr ve ataerkil fikirleri yansıtır. Burada görüldüğü gibi, erkeğin üstünlüğü, toplumsal sistemin yapısından gelir ve kadınlar da buna sorgulamasız boyun eğerler.

İlk bölümünde Rus düğün gelenekleriyle ilgili pek çok özelliğin dile getirildiği romanda kasaba ortamının dedikodu üreten yapısı, ailelerin feodal zihniyetin kemikleşmiş tutumuyla sürekli olarak erkek evlat istemeleri, kız çocuk doğduğunda sevinmemeleri olgusu dikkati çektiği gibi, farklı toplumsal formasyonlardaki feodal ilişkiler sisteminin birbirine ne kadar benzediğini de düşündürür insana. Piyotr ile Natalya’nın büyük kızları Elena zengin bir adamla evlenmiş, şımarık bir kızdır. Ablak suratlı ve geniş kalçalı olan Elena, süslü, gösterişi seven bir karakter yapısındadır. Baba evini beğenmez, her şeyi ve herkesi hor görür. Öteki kızları Tatyana daha farklıdır. Tatyana, kara kuru, çekilmez, hırçın bir kızdır. Çirkin olduğunu düşündüğü için hırçınlaşmıştır. Başka bir kentteki okula gider, yazları eve geldiğinde annesine hizmetçi gibi davranır. Bütün gün kitap okur. Okudukça ufku genişler. Okulu uzun zaman bitiremeyen Tatyana, bir gün, yanında “nişanlım” diye tanıttığı sevimli, şakacı ve ilginç bir genç olan Mitya ile gelir. Mitya aileye kendini kısa sürede sevdirir ve Tatyana ile evlenirler. Mitya bir zaman sonra devrim gerçekleştiğinde sosyalist düşüncelerini daha net olarak ortaya çıkarır.

Artamonov Ailesi, tarihsel/toplumsal dönem içinde bir ailenin çözülmesini; devrim esnasında fabrikalarına el konulması sonucu aileden kalan üyelerin müthiş bir yoksulluk ve açlığa mahkûm olmasını ve itibarını yitirmesini; dolayısıyla bir dönemin bitişini anlatır.

İçinde pek çok kahramanın yer almasına rağmen Gorki bu romanında kahramanlarına derinlik kazandırmış ve onların iç dünyalarına eğilmeyi başarabilmiştir. Bu kahramanların hiçbiri yüzeysel değildir, tüm çelişkileriyle birer insan’dırlar. Yazarın fikir ve ideallerinin sözcülüğünü yapan karton karakter değildirler. Artamonov Ailesi Gorki’nin ustalık döneminde yazmış olduğu derinlikli ve dramatik bir roman olarak dünya klasikleri arasında yerini almıştır. İlgiyle okunan roman metninin, son bölüme doğru, polisiye kurgunun gizem ve heyecan boyutuna ulaşması hayli enteresandır. Bir döneme bir ailedeki kuşaklar üzerinden ayna tutan Artamonov Ailesi romanında yer alan herkesin, farklı, etkileyici ve yaşayan birer roman kahramanı olduklarını bir kez daha vurgulayalım. Bu gerçekçi roman, okuyan üzerinde derin etkiler bırakan farklı bir Maksim Gorki yapıtı…

*Maksim Gorki, Artamonov Ailesi, Çeviren: Şemsa Yeğin, Payel Yayınevi, 2000